
Brigitte Bardot, Paris’te doğmuş şanslı bir çocuktu ama kendini hep çirkin buldu. Ergenliğinde güzel olduğu ona çok söylendi ama zihnindeki ‘çirkin’ imgesinden belki de yaşamı boyunca kurtulamadı. Dünya güzelliğine hayranken o sinemaya 40’ında veda etti. Aradan 51 yıl geçse de kendini unutturamadı.
Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ün “Renault otomobilleri kadar önemli bir Fransız ihracatı” olarak nitelendirdiği, filozofların ‘kadının özgürleşmesinde’ lokomotif olarak gördüğü, kadının cinsel devriminin öncülerinden kabul edilen, Andy Warhol’un tablolarına konu olan, modada akımlar yaratan Brigitte Bardot yaşarken de, kendini gizlerken de, geçtiğimiz aralık ayında onun sayesinde meşhur olmuş Saint-Tropez’de ölürken de bir efsaneydi. Çok da tartışmalı olan bu kadını yakından tanımaya biraz gayret edelim mi?
BB yani tam adıyla Brigitte Anne-Marie Bardot 28 Eylül 1934’te Paris’te dünyaya geldi. Varlıklı ve entelektüel Fransız bir ailenin ilk çocuğuydu.
SERT BABA, KAYIRMACI ANNE
Mühendis ve birkaç fabrika sahibi babası oldukça sert ve muhafazakâr bir Katolikti. Annesi ise bir sigorta şirketi müdürünün kızıydı. Kalburüstü ailesi sayesinde İkinci Dünya Savaşı’nın güçlüklerini pek çekmemişti ama onun asıl yoksunluğu aile içi sevgisizlikti. Diş telleri ve numaralı gözlükleriyle çirkin ördek yavrusuydu o. Annesi küçük kızı Mijanou’ya düşkündü ve sürekli onun güzelliğini överdi. Her zaman görüntüsüyle ilgili takıntılı oldu ancak hiçbir zaman estetik operasyonlara yanaşmadı. Yüzünde yaşlanma belirtileri gördüğü an sinemayı bıraktı. Gerçi tek nedeni bu değildi. Oraya da geleceğiz.
Aile evi dokuz yatak odalıydı ve haftasonları ile tatilleri Louveciennes’deki dağ evlerinde geçiriyorlardı ama çok az arkadaşı olduğu için hep yalnızlık çekiyordu. Babası adap konusunda takıntılıydı ve küçük çocukları için bile asla esnemiyordu. Kardeşiyle ailenin değerli bir vazosunu kırdıklarında çok acımasız bir cezaya çarptırıldılar: Yirmi kırbaç! Bununla da kalmadı. Babası “Burası artık sizin eviniz değil. Bundan böyle bize bir yabancı gibi, ‘Siz’ diye hitap ederek konuşacaksınız” dedi. Bu, küçük çocuklar için izleri kırbaçtan bile daha zor geçecek bir yaraydı. Başka bir yaramazlığının cezası olarak ise çok sevdiği tavşanı yemek masasına yahni olarak konmuştu ve o yahniyi yemeye zorlanmıştı.
BB’nin asiliklerini ve sınırlarda gezindiği yaşam tarzını bu çocukluk travmalarına bağlayanlar çoktur. Bulduğu ilk fırsatta ailesine isyan bayrağını açacaktır.
DANSLA BAŞLAYAN KARİYER
Annesi, çirkin ördek yavrusunu oyalamak için son çareyi dans kursunda bulmuştu. Bale okulunda yeteneği iyice ortaya çıktı. Özel bir Katolik lisesi olan Institut de la Tour’da eğitim görürken 14 yaşında Paris Konservatuarı’na kabul edildi. Çok yetenekli olmasına rağmen konservatuarı terk etti. Disiplinle çalışmaya pek tahammülü yoktu.
Annesi güzelliğine güvenerek onu bir model ajansına kaydettirdi. Bu, BB’nin güzelliğiyle ilgili algısının değiştiği andı. Henüz 15 yaşında Elle dergisine kapak olarak tüm dikkatleri üzerine çekti ve oyunculuk için teklifler almaya başladı. Elbette ailesi karşı çıktı ama dedesinin desteğiyle oyunculuğa 1952 yılında Crazy for Love filmindeki küçük rolle adım attı. Bir film seçmesinde tanıştığı Roger Vadim’e deliler gibi âşık oldu. Ailesi bu ilişkiye karşı çıktı ve babası eğitimine devam etmesi için onu İngiltere’ye göndereceğini açıkladı. BB babasının tehdidine başını yanan bir fırının içine sokarak karşılık verdi. Annesi son anda yetişmese o güzel yüzü yanacak ve dünya onu tanıyamayacaktı. Ailesi 18 yaşında evlenmesi şartıyla ilişkiye rıza gösterdi.
VE TANRI KADINI YARATTI
Dünyada bikini modasını başlatan ‘Girl in the Bikini’ filmi 1952 yılında vizyona girdi. Aynı yıl Roger Vadim ile evlendi. Pek çok rol ve bazı ödüller alsa da BB’nin kariyeri ve kaderi Ve Tanrı Kadını Yarattı (1956) filmiyle değişti. Vadim’in yönetmen olarak ilk filmiydi ve saygın bir kasabada ahlâksız bir genci konu alıyordu. Film Fransa’da ticari başarı yapamadı ve ağır eleştirilere maruz kaldı. BB’nin kariyerinin sonu olabilecekken ABD’de gördüğü ilgi tüm öyküyü değiştirdi. Pek çok eyalette yasaklanan film tüm dünyanın gündemine oturdu. Bütün engellemelere rağmen ABD’de en yüksek hasılat yapan yabancı film oldu. Artık dünya çapında bir yıldız ve seks sembolüydü. Dünyanın iki sarışın bombası vardı artık: Marilyn Monroe ve Brigitte Bardot.
Henüz 40 yaşına girmeden 1973’te eğlence sektöründen çekildi. Son filmi ‘Hayatımın Güneşi’ oldu ve buna rağmen bir pop ikonu olmayı sürdürdü. Emekli olana kadar 47 filmde rol aldı, çeşitli müzikallerde sahneye çıktı ve 60’tan fazla şarkı yaptı. Yaşlandığını hissettiği an beyaz perdeden koşarak uzaklaşsa da kariyerine pek çok yapıt ve başarı sığdırdı. Emekliliğinde bir ürün gibi tüketiliyor olmasının, medya tacizlerinin ve gördüğü tüm ilgiye rağmen bazılarının ‘nefret objesi’ olmasının etkisi de vardı.
TRAVMALI ÇOCUKTAN TRAVMA YARATAN ANNEYE
Dört kez evlendi, üç kez boşandı. İlk üç evliliği sadece 3’er, 4’er yıl sürdü. Bernard d’Ormale ile 1992 yılında yaptığı evliliği ise ölene dek devam etti. Aşklar, intihar girişimleri, evlilikler, boşanmalar, aldatmalar, bir dolu sevgili, bir dolu skandal ve sürekli bir gizlenme ihtiyacı… O Capri sokaklarında çıplak ayak dolaşmayı, doğallığı, hayvanları ve doğayı çok sevdi. Ama üzerindeki medya terörüyle nefes alamaz hâle gelmişti.
İkinci evliliğini aktör Jacques Charrier ile 1959’da dağ evlerinin bulunduğu Louveciennes’te yaptığında iki aylık hamileydi. Küçük gösterişsiz bir düğüne niyetlenmişken gazeteciler önce nikâhın kıyıldığı kiliseyi, ardından dağ evini bastı; bir fotoğraf çekebilmek için çitlerden atladılar, ağaçlara tırmandılar. BB yine aynı işgal edilme duygusunu yaşadı. Şöhret onu fazlasıyla zorluyordu. Üstelik hamileliğiyle de barışık değildi. Anne olmayı hiç istemiyordu. Medya hamileliğini geçirdiği Paris’teki dairesinin etrafını sarmıştı. Gazeteciler binaya rahibe, elektrikçi veya postacı kılığında girmeye çalışıyordu. Kapalı perdelerin ardında gün ışığı görmeden hamileliğini geçirdi ve doğum mecburen evde gerçekleşti. Oğlu Nicolas-Jacques Charrier 11 Ocak 1960’ta dünyaya geldiğinde onu emzirmek dahi istemedi. Biyografisinde anneliğe karşı rezervini çok incitici sözlerle itiraf etti. Zaten 1962 yılında boşandıklarında çocuğun velayeti babasında kaldı. Nicolas 12 yaşındayken annesinin yanına taşınmak istedi ama BB bunu kabul etmeyince annesine küstü; o günden sonra nadiren onunla konuştu. Yıllar sonra evlenirken düğününe annesini davet etmedi; çocuklarıyla, torunlarıyla bir araya getirmekte hevesli olmadı.
Şöhretinin zirvesinde olduğu yıllarda birlikte başrol paylaştığı yakışıklı aktör Alain Delon ile evlenmesini ve dünyanın en güzel çocuklarını doğurmasını isteyenler de vardı ama o hiçbir zaman annelik kumaşına sahip olmadığını biliyordu. Bir söyleşide “Ben annelik yapacak hâlde değildim. Benim bir anneye ihtiyacım vardı” dedi.
HAYVANLARA ADANAN ÖMÜR VE SERVET
Ve sinemaya zarif vedasının ardından 1974’te, 40. doğum gününü kutlayan Playboy dergisine poz verdi. Ardından derin bir sessizliğe gömüldü. O yalnız kalmak istese bile turistlere BB’nin evini göstermek isteyen teknelerden kaçamadı. Uzun süre ortalıkta görülmedi. Ta ki 1977’de avlanan fokların dramını görene kadar. Aktivistlerle birlikte Kanada’ya gitti ve buz kütlesi üzerindeki foklarla ikonik fotoğraflar çektirdi. Fakat bu eylemi Fransa başta olmak üzere pek çok ülkede hiç hoş karşılanmadı. Bir zamanların seks sembolü olmakla, çocuğuyla ilgilenmemiş anne olmakla suçlandı. Hakkında yürütülen kampanya nedeniyle yaralandı ve tekrar kabuğuna çekildi.
Tekrar insan içine çıkması i9 yılını alacaktı. 1986’da Brigitte Bardot Vakfı’nı kurdu ve sahip olduğu mücevherleri ve eşyaları açık arttırmayla satarak vakfını finanse etti. Açık arttırmada öylesine heyecanlandı ki en son müzayede tokmağını satışa çıkardı. Hep böyleydi; sınırları zorlayan, heyecanına yenilen. Aynı yıl vejetaryen oldu.
Aktivist olarak kâh Çin’in cumhurbaşkanına ayıları korumak için mektup yazdı kâh Danimarka kraliçesinden yunusları korumasını istedi kâh Bükreş’teki sokak köpeklerinin kısırlaştırılması için yardım yaptı. Bir belgeselde “Gençliğimi ve güzelliğimi erkeklere harcadım. Bilgeliğimi ve varlığımı hayvanlara harcamak istiyorum” dedi.
Aşırı sağcı görüşlere verdiği destek nedeniyle sıklıkla eleştirildi, ırkçı olmakla suçlandı ve yargılandı.
1985’te Légion d’honneur nişanı ile ödüllendirildi. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Küresel 500 Onur Listesi üyesiydi ve UNESCO ile Hayvanlara Etik Muamele İçin İnsanlar (PETA) tarafından çeşitli ödüller ve takdirler aldı.
Hızlı yaşadı ama genç ölmedi. Hiç estetik operasyon yaptırmadı ve daha yaşarken efsane oldu. 28 Aralık 2025’te o harikulade gözlerini daimi olarak yumdu. “Bu dünyada en çok sevdiğim kişi” dediği oğlu, torunları ve oğlunun torunları cenaze töreninde yerlerini aldı. İlk kez bütün aile bir aradaydı.







