Geleceğin Geleneğine ‘Yeter de Arter’ Diyen Yapı / Evrim Altuğ

Bir sanat alanını, sanat yapıtlarının ne gibi jestlerle tabir edebileceğini, onu nasıl kucaklayabileceğini sorgulayan ‘Yapım Aşamasında: Arter’ sergisi açıldı. İlk bölümü 4 Ekim’e dek yer alacak sergi, 2010’da kurularak sanat tarihi ile kamuoyuna ‘geleceğin geleneğini’ öneren ‘Sanat İçin Alan’ın iki katı ve yapının eksi üçüncü kattaki Fuayesi ile, bina dışına uzanıyor. Emre Baykal küratörlüğündeki kutlama nitelikli sergiye kurum koleksiyonunu da içeren bir dökümle, 27 sanatçı 39 yapıtıyla katılıyor. İlk bölümünün kitabını Süreyyya Evren ve Emre Baykal’ın hazırladıkları sergi, ikinci bölümünde, bu kez kendi hikâyesini kitaplaştıracak.

Bir Vehbi Koç Vakfı kuruluşu olarak 15’nci yaşına giren ‘Sanat İçin Alan’ Arter, 1 Nisan 2026 ve 14 Mart 2017 tarihleri arasında Küratör Emre Baykal öncülüğündeki bir ekiple düzenlediği, iki aşamalı çağdaş sanat sergisine kapılarını açtı. ‘Yapım Aşamasında’ adını alan sergi, 27 sanatçının 39 çalışmasını, yapının katlarına düşey olarak saçılan bir deneyim ve hafıza teklifi olarak kurguluyor. 

Sergi, Arter’in yine 2010’da İstiklâl Caddesi’nde yer alan ilk binasında başlattığ, Eylül 2019’dan günümüze ise Dolapdere’de devam ettirdiği sergiler programı dahilinde üretimine destek verdiği ve bir kısmı da daha sonra Arter koleksiyonuna eklenmiş 300’ü aşkın yapıt arasından seçilenleri, bu sergiye özgü yeni üretimlerle bir araya getiriyor.

Sergi, Koç Topluluğu’nun 100’ncü yılı münasebetiyle, Koç Holding’in katkılarıyla izleyiciye sunulurken, etkinliğin Ekim 2026’daki ikinci bölümünde ise, ilk bölümde görülen eserlerin birçoğunun yerini farklı eserlere bırakacağı bilgisi veriliyor. Bu yaklaşımla serginin ikinci bölümüne eşlik edecek yeni kitabın da, kurumun faaliyetlerinin değil, ‘Yapım Aşamasında’ sergisinin belgelenmesine öncelik vermesi öngörülüyor. Kitap demişken, Arter Yayınları’ndan 102 numarayla çıkan ‘Yapım Aşamasında: Arter’ sergisi kitabında da Baykal ile, Süreyyya Evren’in imzası yer alıyor. Bu bağlamda çıkan sanat tarihsel kıymetteki kitap, hızlandırılmış ama büyüteçle okunacak bir Arter tarihi olarak da mühürlenebiliyor.

Bir sanat alanını, sanat yapıtlarının ne gibi jestlerle tabir edebileceğini, onu nasıl kucaklayabileceğini sorgulayan ‘Yapım Aşamasında: Arter’ sergisinin ilk bölümü 4 Ekim’e dek yer alacak. 

Sergi, 2010’da kurularak sanat tarihi ile kamuoyuna ‘geleceğin geleneğini’ öneren ‘Sanat İçin Alan’ın iki katı ve yapının eksi üçüncü kattaki Fuayesi ile, bina dışına uzanıyor. Etkinliğe bu anlamda, dokümanter bir kaygı ile tekrar pahasına söylemek gerekirse, Murat Akagündüz, Volkan Aslan, Can Aytekin, Fatma Bucak, Aslı Çavuşoğlu, Nermin Er, Cevdet Erek, Ayşe Erkmen, İnci Furni, Babak Golkar, Deniz Gül, Eric Hattan, Emre Hüner, Gözde İlkin, Ahmet Doğu İpek, Sejla Kameric, Esen Karol, Ali Kazma, Lucia Koch, Hans Peter Kuhn, Nuri Kuzucan, Füsun Onur, Yasemin Özcan, Sarkis, Serkan Taycan, Canan Tolon ve VOID inisiyatifi zenginlik katıyor. 

Özenle alıntılamak gerekirse, küratör Baykal’ın da dediği gibi sergi, “kurumun uzak ve yakın tarihli geçmiş sergileri kapsamında üretilmiş olan eserlerden bazılarını, bu kez Arter’in kurumsal geçmişini de kapsayan bir bağlam içinde bir araya getirip, birlikte yeni sözler, yakınlaşmalar, ortaklaşmalar kurdukları daha geniş bir evrenin içine yerleştiriyor.”

Baykal’a Sena Danışman ile Delfin Öğütoğulları’nın küratöryal destekte bulundukları, binanın sıfır, eksi bir ve eksi üçüncü Fuaye alanına değin taşan ‘Yapım Aşamasında’ sergisi, aynı anda bir çok yapıtın, yapı hatırına bir araya getirildiği bir saygı törenini andırıyor. Mimarlık, aşkınlık, bellek, boşluk, kadirşinaslık gibi bir çok unsur, yapıtlar ve imzaları arasında sekip dururken, izleyici, giderek eleyici ve eyleyici hale getirilen bu ‘hatır’ nesneleri üzerinden, gezdiği yapının hafızası içinde bir aşkın seyahate çıkarıldığı duygusuna kapılabiliyor. Bina, ziyaretçisini daha içine girmeden dış cephesine katılmış Lucia Koch imzalı ‘Dolapdere Suiti’ ile karşılıyor. Koch’un müdahalesi, binanın hem dışı, hem de içine yöneltilmiş dingin bir görsel anlatı olarak, kaos ile düzene aynı anda ne kadar sahip çıkabileceğimizin tartışmasını başlatıyor. 1966 Porto Alegre, Brezilya doğumlu Koch’un ‘Hava Isısı’ serisine ait ‘Dolapdere Suiti’, binanın monokrom örgü kütlesine biçilmiş bir duygusal kaftan olarak da deneyimlenebiliyor.

Nermin Er’in yine bina girişindeki Atrium duvarına konuşmadığı ‘Havuz Isısı’ da, Koch’un yapıda ve dışında kurduğu metafizik varoluş hayalini perçinliyor. Mimari bir oluşum içinde yapılmış iki soyutlama – resim olarak bu işler, serginin imgesel manifestosuna dair de lirik ve bonkör iki fragman vadediyor. 

‘Sanat İçin Alan’ Arter’deki serginin Galeri 0 isimli girişinde de, ‘şey’lerin birbirlerine emanet ettikleri bilumum boşluk, teferruat, sürpriz ve sırdaşlığın üst üste geldiği seçilebiliyor. Biçimsel ve estetik zıtlıklarıyla birbirlerine yaslanan bu işler arasında, Füsun Onur’un Galeri 0 ile Galeri -1’de deneyimlenen mimari, geometrik, yalın ve illüzyoncu işi ‘İsimsiz’, kendi varoluşunda 1972, 2014 ve 2026 yıllarıyla üç kez yeniden varoluyor. ‘İsimsiz’, Onur’un boşlukla oynama maharetini yeniden kutlarken, oynanan bu oyunun aslında ne kadar ağır tabirler, ne kadar radikal sorularla kuşatıldığını da bizlere unutturmuyor. Bir çoğunda olduğu gibi, Füsun Onur’un bu işi yine, kendini izleyicinin merakı seviyesinde dünyaya açar bir güven ve sürpriz, bir mimari tahrik seviyesi içeriyor.  

‘Yapım Aşamasında: Arter’deki işler genellikle, Arter’in eski Otokoç binası üzerinden ‘reenkarnasyonu’na yapılmış cismî ve soyut bir güzelleme korosu gibi işliyor. Sessizlik, yerini kısmen işlerin izleyiciye teklif ettiği ‘nesne’ solistliklerine bıraksa bile, örneğin Arnaud Eeckhout ile Mauro Vitturini’den menkul ‘VOID’ inisiyatifinin yaptığı ‘Bruit Blanc’ adlı 2016 tarihli çalışma, Dolapdere’nin akar peyzajına verilmiş akustik ve empatik bir yanıt olarak da sergiyi keyifle işgal edebiliyor. Ziyaretçinin imgenin çıplaklığı ve samimiyetini sınadığı, boşluk hissi ve cüssesinin her yapıtı titizlikle sınadığı bir sergi olarak ‘Yapım Aşamasında: Arter’e baktığımızda, yine Galeri 0’da yer alan 2013 tarihli Fatma Bucak işi ‘Omne Vivum Ex Ovo – Nomologically possible, anyhow’ ile, Emre Hüner’in ‘İsimsiz Agresif Mimetik’ düzenlemesi, veya Galeri -1’deki Ayşe Erkmen işi ‘Mavi Taş’ın da birbirleriyle nasıl bir ruhsal yoldaşlık içine girdiği, bir müddet sonra görsel bir armoni hissiyatı içinde seçilebiliyor. Eserlerinde zamanın kostümleri diyebileceğimiz maddelere, fikirlerin evleri diyebileceğimiz mimari önermelere büyük duyarlı gösteren Erkmen yine, aynı sergide yine Galeri -1’deki ‘Pleksiglas Heykeller’iyle, 1969’dan ta 2019’a kadar bu tutarlığı perçinliyor. 

Baykal’ın estetik bir orkestra şefi titizliğiyle kurgulamaya kalkıştığı ‘Yapım Aşamasında: Arter’, özellikle imgenin kendi varoluşuna gösterilen bir saygı duruşu olarak, ‘sanat için sanat’ fikrine gülümsüyor evet; ancak bu kez ‘yapı için sanat’ önermesini de sanat tarihsel bir mucizevilik içinde takdir ederek, maddenin taşıdığı zaman imkânlarını deneyimlememize zemin hazırlıyor.   

Hemen her yapıtı birbirine ikram ettiği gibi, onları psikoreografileri ekseninde pekalâ kendi başına da bırakabilen sergi, bunu yaparken yapıtları birbirlerine de hasım kılmamaya, ziyaretçiyi de depresif bir arabulucuya indirgememeye özen gösteriyor. Sergi bir anlamda, nesnelerin kendi hatıra teklifleri üzerinden, tıpkı Esen Karol’un fotoğraf dizisi ‘Otokoç’la yaptığı gibi, olası varoluş imkânlarını araştırıyor. Nitekim bu araştırmaları yapanlar arasındaki Babak Golkar’ın ‘Olası Müşterek Varoluşlar İçin Mekânı’, küçük bir motif hıçkırığı ile gelenek ve gelecek arasında ne gibi yapısal ve optik makyajların yapılabileceğinin bariz bir delili halini alıyor. Bu iradî duyu kesintilerinin ürettiği büyüsellikler arasında yine, imgenin hayal gücü potansiyelini sabırlı bir evrimle, azalırken çoğalarak sınayan ressam Murat Akagündüz de, ‘Kaf’ tuvalleriyle yapıyor. Keza aynı gerekçelerle yola çıktığı varlık heykeli ile Deniz Gül de, izleyiciye teklif ettiği zeminsiz, albenisiz ve bu nedenle metafizik olmaya koşan 2011 tarihli ‘Balkon’ işiyle Galeri -1’in en yürekli şahitlik tuzaklarından birini hazırlıyor. 

Sergiyi, kısa ömrüne nice estetik hatıra kazandıran Arter’in plastik ‘selfie’leriyle dolu bir kültür albümüne dönüştüren bu iklime tekrar baktığımızda, Can Aytekin’in ‘Teras 2, Merdiven 1, Koridor 2’si, ya da Serkan Taycan’ın ‘Zaman Kemeri’ yerleştirmesi ile, Ali Kazma’nın ‘Nuh’un Gemisi’ esprisi taşıyan sergi dokümanteri veya fotoğraf serisi ile Volkan Aslan’ın bir Anadolu türküsü ile yiğidinin emek rutinine selâm durduğu, Şahin Kaygun lezzetli ‘Bir Hafta’ portresi, hep aynı mesuliyeti birer mücevhere dönüştürüyor. Nuri Kuzucan’ın yalın imgelerinin Cevdet Erek’in ‘ses süslemeleriyle’ gezindikleri Arter’de yer alan sergi ayrıca, nesnenin özne üzerinde ürettiği yabancılaşma duygusunu da mümkün olan en eleştirel ve üretken tavırla sahiplenmeyi başarıyor.   

Bilgi: arter.org.tr