İstanbul Büyükşehir ‘Sanat Tarihi Mitingi’ne Katılım Yoğun / Evrim Altuğ

Art İstanbul Feshane, yıl sonuna kadar “Kolektifin Belleği” üst başlığı ile sunduğu İBB Koleksiyonları’na ait yüzlerce sanat eseri üzerinden, İstanbul’un dünkü, bugünkü ve yarınki hafızasını hemzeminde yokluyor. Yıl sonuna kadar açık ücretsiz sergi, Feshane’nin geçmişte üstlendiği rolü de hatırlatan bienaller ve çağdaş müze arayışlarına, sanat tarihinden gelen 627 yapıt ile, adeta miting coşkusunda bir yanıt da veriyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sanat Koleksiyonları, geçen yılın Aralık ayı ortasından bu yana, Artİstanbul Feshane’de (1) izlenmeye devam ediyor. 13 Aralık 2026’ya kadar açık kalacak;  Pazartesi hariç tüm günler 10:00 ile 20:00 arasında ücretsiz görülebilecek  Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları sergisine toplu bakışta bulunduğumuzda, haber bültenlerinden aşina olduğumuz ‘toplumsal hafıza’ ve ‘kent hafızası’ gibi unsurların, nasıl gözle görünür, elle tutulur bir tartışma ve analiz vesilesi olabildiği, alenen kayıtlara geçiyor.

Bir defa, hafızayı önce, mekânın cüssesi tayin ediyor. Kısaca hatırlamak gerekirse, Osmanlı’nın ilk sanayi yapılarından biri olan ve yerli dokuma sanayisinin merkezlerinden biri hâline gelen Feshane, ta varoluş öyküsünde, İKSV’nin Nejat F. Eczacıbaşı döneminden kalma bir ‘İstanbul Çağdaş Sanat Müzesi’ olma hayalinin ilk kez kurulduğu, ya da Vasıf K. Kortun küratörlüğündeki “Kültürel Farklılığın Üretimi” temalı üçüncü İstanbul Bienali’ne (2) ev sahipliği yapmış bir bellek mekânı olarak da anılmayı peşinen hak ediyor.

Zira o bienalin İstanbul’dan dünyaya bakıp da bir kültürel pazaryeri içtenliğinde ‘sezdiği’ ve yıllar sonra yine, Vasıf K. Kortun ve Charles Esche’nin sundukları ‘İstanbul’ temasıyla (3) tekraren sergilemeye çalıştığı ‘küresel ev sahibi’ Şehr-i İstanbul, bu sergiden de gerek sanat tarihsel, gerekse sosyal ve siyasal hakikati ile için için, zaten ve iyi ki fışkırıyor.

Feshane, yine anımsanacağı gibi, kendisi de eşi Dilek Hanım ile bir koleksiyoner olan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu gıyabında, Başkan Vekili Nuri Aslan, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel ve İBB Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı T. Volkan Aslan gibi isimlerin başı çektikleri İBB Miras ekibinin 2022’deki restorasyon süreci ardından, 22 Haziran 2023’te, Artİstanbul Feshane adıyla, kente yeniden kazandırılmıştı.

Mekânda ayrıca yer alan binlerce kalemlik Naile Akıncı Kütüphanesi ile, içindeki öncü kültür – sanat figürlerine ait özel kitap koleksiyonlarını da unutmadan, yine bir şeyi daha not etmek gerekiyor:

Dokuzuncu sergisi “Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları”  ile Art İstanbul Feshane, aslında daha 2024’teki “Dinamik Göz: Optik ve Kinetik Sanatın Ötesi: Tate Koleksiyonu” sergisiyle de ‘müze’ mesuliyetine en yakından geçen faaliyetlerinden birine imzasını çoktan atmış bulunuyor.

“Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları” sergisi, içerdiği – dile kolay – 187 imzanın 627 çalışmasına ev sahipliği yapmak suretiyle, sivil, çoğulcu, demokratik bir müze eylemine yönelik emsal bir emeği daha gözler önüne seriyor. Sergi oluşum sürecinde birçok ismin ve kurumun, yine sivil bir ‘imece’ ile yan yana geldiği, özellikle dikkat çekiyor.

Sergi / koleksiyonun kaynaklarına baktığımızda, Feshane’deki katmanlı etkinliğin temelinde, 1925’te Şişli’deki Atatürk Evi’nde bir İnkılap Müzesi kurma girişimine uzanan ve zaman içinde farklı mekânlarda yeniden şekillenerek günümüze ulaşan, İBB “Resmemaneti” eserleri yatıyor.  Etkinlik, İBB’nin Atatürk Kitaplığı, Aşiyan Müzesi ve Şehir Müzesi gibi ana koleksiyonlarından 316 eseri, sanat dünyasının önemli temsilcilerinden bağış yoluyla İBB Sanat Koleksiyonları’na 55 bağışçı desteği ile eklenen 311 yapıtla bir araya getiriyor.

Geçmişten günümüze devam eden bağışlar, İBB Sanat Koleksiyonları’nın şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor. Bu kapsamda sergiye eser bağışında bulunan isimler arasında, sanatçı ve koleksiyonerlerden harmanlanan yüzlerce isimlik bir liste bulunuyor. Bu isimler arasında örneğin, Cengiz Akıncı, Genco Gülan, Emel Vardar, Ayşegül İzer, Semiramis Öner, Temür Köran, Tan Cemal Genç, Seydi Murat Koç, Duygu Kahraman, Bilal Yazıcı, Berkay Buğdan, Mert Özgen, Orhan Onuk,  Ferit Özşen, Hale Sontaş, Cihat Aral ve Türkân Sılay Rador gibi, birçok varis, sanatçı ve koleksiyonere rastlamak, mümkün olabiliyor. Bu da serginin sivil, çoğulcu, dayanışmacı yapısını tayin eden önemli bir unsur olarak kayda geçiyor.

İBB Sanat Koleksiyonları’nın kökleri, 19. yüzyılda Tanzimat’la görünür hale gelen kültürel kurumsallaşma adımlarına uzanıyor. İBB’nin altını çizdiği gibi “Katılımcılık ve erişilebilirlik ilkeleri doğrultusunda korunan İstanbul’un kültürel sermayesini aynı zamanda kent hakkı olarak dolaşıma açan koleksiyonlar, çağdaş bir yaklaşımla ve kamusal bir arşiv olarak büyümeye devam ediyor.”

Yine, “…bu koleksiyonda yer alan sanatçıların tematik çeşitliliği, İstanbul’u sadece bir mekân değil, toplumsal ilişkilerin üretildiği bir sahne olarak da ele alıyor.”

Bu da Art İstanbul Feshane’nin devasa bir zaman / mekân makinesi olmasının önünü açıyor. Bu meyanda, Türkçe ve İngilizce tematik metinlerin beslediği devasa serginin “Kent, Bakış ve Hafızanın Çoğul Katmanları” başlıklı okumasına daha yakından baktığımızda, şu önemli satırlar kayda geçiyor:

“…İstanbul’a farklı açılardan bakan resimler, kentin çok katmanlı yapısını analiz etmemizi sağlayan belgeler olarak da işlev görür. Perspektifin değişmesi, öznenin kentle kurduğu ilişkinin dönüşmesi anlamına gelir; mekânın temsilindeki her kayma, modern bireyin deneyimlediği sosyo-kültürel dönüşümlerin görsel bir izdüşümüdür. (…) Sergi, İstanbul’u nereden gördüğümüz, nasıl yorumladığımız ve hangi bakış rejimleri aracılığıyla anlamlandırdığımız soruları eşliğinde, kentin farklı katmanlarını deneyimlememize olanak tanır.”

Peki serginin can damarı, sanatçı ve yapıt listesine baktığımızda karşımıza ne çıkıyor?

Bir kere sergi, belli başlıklar altında bizleri büyülemeyi bekliyor. Sergide, “İstanbul Manzaraları”, “Portreler: Yüzler ve Hikâyeler”, “Baskı, Tuval ve Güncel Yaklaşımlar” gibi dönemeçlere rastlandığı gibi, Süleyman Saim Tekcan’ın öncülüğünü yaptığı IMOGA koleksiyonu da, Sezer Tansuğ’un 1992-1993’te ortaya koyduğu ‘66 Kare’ ile yine Feshane’nin hemzemininde bütünleşiyor.  

Serginin Şehir Müzesi Koleksiyonu envanterine baktığımızda örneğin, Feyhaman Duran’ın Kanuni Sultan Süleyman portresi, sanki sanatçı bizzat Kanuni’nin huzurundan çıkmışçasına manyetik bir samimiyet yayıyor. Portreleriyle devasa bir İstanbul mitingine dönüşen sergide bunun gibi, Ahmet Ziya Akbulut’un metafizik bir şaheser sayılabilecek Kaygusuz Abdal portresine de bilhassa dikkat etmek gerekiyor. Portre, Abdal’ın dünya malına boşvermişliğini, gittiği ve geleceği âlem arasına asılı bedeni ve ruhunun temsilini sonsuzlaştıran biricik bir başyapıt olarak keşfedilmeyi bekliyor. Öyle ki izleyici, ‘keşke izinle bu eserin reprodüksiyonu Art İstanbul Feshane mağazasından da (sergideki bir çok keşif gibi) alınabilse diye içinden geçiriyor.

Keza, kentin hatırasına yakınlık adına, Mehmet Muazzez Özduygu’nun ortaya koyduğu Kavuklu Hamdi ile Küçük İsmail Efendi kompozisyonunda da, yahut sanatçının Efe yorumunda da aynı hakikat arayışı ve anlayışı ortaya konuluyor. Bu sürükleyici, folklorik veya sosyolojik detaylar, tarihin görülebilirliği ve yorumu meselesini sergide size refakatçi kılıyor. Aynı duygusal ve paletçi çalışkanlığı, Sami Boyar’ın Barbaros Hayreddin portresi yorumunda da yaşamak, pekalâ mümkün olabiliyor.

Tarihin aynalı çarşısına dönüşen Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları ‘plastik mitingi’ne devam ettiğimizde yine, bizleri Elif Naci’den Zeki Kocamemi’ye, Kemal Zeren’den Şevket Dağ’a, Sami Boyar’dan Mıgırdiç Civanyan’a veya Preur Bardın’dan Şefik Bursalı’ya uzanan yorum ve gözlem çeşitliliği ile, nice İstanbul mimarisi ve peyzajı bekliyor. Haliç’ten Ayasofya’ya, Fatih’ten Yenikapı’ya, Süleymaniye’den Fenerbahçe’ye, oradan Topkapı Sarayı’na nice İstanbul hatırası, taşıdıkları mimari, ekolojik, ekonomik ve dramatik ayrıntıyla art arda zihninize diziliyor. Bu detay ve tanıklıklar, üst üste bindiklerinde ziyaretçinin 2026 yılında hangi İstanbul’la baş başa kaldığı veya bırakıldığı sorusuna dair çarpıcı yanıtlar da, derhal kafalara üşüşüyor.

Elbette, İbrahim Çallı’nın ‘kült’ Atatürk portresinin, ya da Feyhaman Duran’ın Bellini’ye selam verdiği Fatih Sultan Mehmed yorumunun da unutulmadığı sergide, şaşırtan içerikler bununla da kalmıyor. Bellini demişken serginin baş tacı denebilecek bir iş, etkinliğin göbek deliğini tutan Gentile Bellini özgün tablosu, Fatih Sultan Mehmed ve Genç Saraylı tuvali olarak önümüze çıkıyor. Ya da serginin kıymeti, Costanzo da Ferrara’nın Fatih madalyonuyla katlanıyor. Bunun gibi, serginin ‘saray’ alanında ayrıca bizi, Cristofano dell’Altissimo’nun Kanuni Sultan Süleyman yorumu da bekliyor.

Bu portrelerin yarattığı şaşkınlık yetmiyorsa, sergide bizi ayrıca, bundan sonraki bir çok eserin de ev sahibi olan Aşiyan Müzesi koleksiyonundan karşımıza çıkan, edebiyatçı, gazeteci ve eleştirmen Tevfik Fikret’in otoportre desenleri, ya da yine Fikret’i yorumlayan bir Mihri Müşfik portresi de bekliyor. Yok, bize bu da yeterli değil diyenler adına, Fikret’e ait inanılmaz gerçekçilikteki desenler arasında sanatçının İstanbul kabadayısı, mor salkım natürmortu veya evrim teorisinin öncüsü Charles Darwin yorumu da bu listeye eklenebiliyor.

Dediğimiz üzere, serginin ‘saraylı’ mevkiinde ayrıca ziyaretçileri, geç Osmanlı sarayının entelektüel ismi Şehzade Abdülmecid Efendi’den gelen bir Recaizade Mahmud Ekrem ile, Mehmet Emin Yurdakul portresi de bekliyor.

Tarihselliğin özellikle önemsendiği işler arasında yine, sergideki Atatürk Müzesi koleksiyonundan karşımıza gelen, Zeki Kocamemi tuvali, ‘karanlık’ iklimli Ata’nın Cenaze Töreni’ de, gerek devasalığı, gerek akıttığı ağıt ışığıyla dikkat çekiyor. Bunun gibi, sergide Mehmet Ruhi Arel, “Türk Ordusunun İstanbul’a Girişi”ni de unutmuyor. Buna, Sami Yetik’in “Kurtuluş Savaşı’nda Kadınlar” yorumunu da hakkıyla eklemek gerekiyor. Yine Tevfik Fikret misali, sergide Hüseyin Rahmi Gürpınar imzalı manzara ve portre resimleri de, bir diğer sürpriz olarak not alınabiliyor.

Etkinlikte, Mesrur İzzet’in albenili şemsiyeli kadınları, çengileri, ya da Mehmet Muazzez Özduygu’nun Karagöz ve Kavuklu Hamdi kompozisyonları, veyahut Amadeo Preziosi’nin Oryantalist ‘Günahkâr’ kadın veya Türk Kadını ile ‘Ud Çalan ve Nargile İçen Kadınlar’ yorumları da geleceğe hakkıyla not edilecek plastik buluntular arasına giriyor.

Bu meyanda, pek çok Osmanlı idarecisi ve askeri figürünü betimleyen Şehir Müzesi ile, Tanzimat Müzesi koleksiyonu ile de tarihsel misyonunu pekiştiren sergi, çağdaş sanatla dansını da tabii ki atlamıyor.

Misal, serginin Şehir Müzesi koleksiyonundaki çağdaş fotoğraf örneklerine bakınca bizi, Ara Güler, Gültekin Çizgen, İbrahim Zaman, İzzet Keribar, Ozan Sağdıç, Şemsi Güner, Yıldız Moran, Ersin Alok gibi ustaların farklı kent noktalarında tanıklık ettiği bir çok siyah beyaz kompozisyon yine sıraya giriyor.

Bunun gibi, vaktiyle 66 Kare’ye can vermiş Mustafa Irgat, Mithat Şen, Mevlüt Akyıldız, Komet, Muhsin Kut, Melike Abasıyanık Kurtiç, Şirin İskit ve Şenol Yorozlu ile Selma Gürbüz, Yavuz Tanyeli, Yüksel Arslan ve İnci Eviner ile İpek (Aksüğür) Duben, Cihat Burak, Burhan Doğançay, Temür Akagündüz ve Ara Güler ile Nevhiz Tanyeli, Mustafa Pancar, Ömer Uluç, Selda Asal, Özer Kabaş gibi bir çok imza, 33 x 33 cm ebatlı özgün işleriyle, adeta Art İstanbul Feshane’de kültürel, tarihsel ve sosyal bir tür resm-i geçit yapıyor.

Serginin bir diğer ‘sokağına’ girdiğinizde ise, karşınıza Atatürk Kitaplığı Müze Birimi envanterinden sergiye ikram edilen müthiş özgün baskılar çıkıyor. Avni Arbaş, Burhan Doğançay, Gülsün Karamustafa, Mehmet Güleryüz, Mehmet Koyunoğlu, Melike A.Kurtiç, Ferruh Başağa, Nancy Atakan, Tosun Bayrak, Serpil Yeter, Yunus Güneş gibi bir çok sanatçı, burada keşfedilmeyi bekliyor.

Yine sergide dikkatlerden kaçmayan diğer işlerden söz edeceksek, Zehra Aral’ın sanatçı bağışı olarak önümüze çıkardığı soyut dışavurumcu kadın portresi ‘Korku’, ya da üçüncü boyutun emekçisi heykeltıraş Emel Vardar’ın incelikli bir hakikatle sıraladığı kadın yorumları veya Emre Senan’ın çarpıcı ‘Keçi’ izlenimi de burada anılmayı hak ediyor. Sergi bununla birlikte Tan Cemal’in akrilik kalem ile geçen yıl tamamladığı “Başını Alıp Gidemeyen” adlı soyut dışavurumcu grafik başyapıtı, veya sergiye bağışta bulunan Tayyar Eren’in “Akış” isimli metafizik insan portresi ile de gidip, görülmeyi baştan sona hak ediyor.

Tabii ki, Ali Gün Yıldırım, Mehmet Göktepe, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu ve nice sanatçı da, bu İstanbul mitinginin öteki demirbaşları arasında, siz keşfedebilin diye, anılabiliyor.