Zemin_Siz İstanbul’un ‘Tekinsiz Suretleri’ / Evrim Altuğ

“Collect Gallery” sanatçı ve mimar Murat Germen’in ‘olağandışı’ İstanbul panorama ve dikey manzaralarını Altınbaş Üniversitesi’nden Doç. Dr. Fırat Arapoğlu’nün küratörlüğü ile buluşturan “Zemin_Siz İstanbul” sergisine ev sahipliği ediyor. 2 Şubat’a dek izlenecek çalışmalar, Arapoğlu için ‘insan merkezci büyüme ideolojisinin eleştirisini’ içerirken, Germen, eserlerinin temeli hakkında konuşurken “Bellek oluşturmak” ve ardından nisyâna karşı isyan etmek, derhal görülemeyeni ifşa etmek, görünmeyeni görünür kılmak… Kısaca; insan-merkezli yaşam biçimini aşındırmak…” diyor. Sanatçının eserlerindeki amaç, mimar, sanatçı ve eleştirmen Nevzat Sayın’a göre ise, “Netleştirmek değil, aksine bulanıklaştırmak ve huzursuzluk yaratarak ezberden, rutinden çıkılmasını sağlamak…”

İstanbul Beyoğlu’ndaki Galatasaray Lisesi’ne komşu Collect Gallery (1), Türkiye ve dünyadan güncel sanata ev sahipliği ediyor. Bulgar sanat âşığı, koleksiyoner Vladimir Iliev’in öncülük ettiği mekân, Pera’dan Tophane’ye özgün panoramaya sahip tarihi balkonu, Iliev’in misafirlerine özel açtığı galeri logolu yıllanmış açılış içeceği ve genç kadrosu ile de hatırda kalıyor.

Bu hem gizli hem açık atmosferin akademisyen, küratör Fırat Arapoğlu emeğiyle 2 Şubat’a kadar misafir ettiği sanatçı, Murat Germen. (2) Germen’in “Zemin_Siz / Ground_Less İstanbul” sergisinde, sanatçının 21’nci yüzyıla hakim tekno-optik olanaklara başvurarak ortaya koyduğu, çoğunluğu panoramik / yatay ve günümüz insanının mobil zekâ alışkanlıklarıyla giderek daha bağımlı hale geldiği düşey – dikey perspektifleri, bir araya taşınıyor. Bu ‘vertigo soslu çaresiz düşeylik’, günümüzün uyuşturan iletişim çağına da, duygusal bir serzeniş katıyor.

Sergide, İstanbul’un ‘Tarihi Yarımada’sı olduğu gibi, Germen’in Pandemi sırasında görmeyi ve göstermeyi başardığı, inşa halindeki AKM’yi belgelediği Taksim Meydanı, Taşkızak Tersanesi veya İstanbul boğazını kuşatan üç otoyol köprüsü de, binlerce metre yukarıdan, başrolü üstleniyor.

Etkinlikte, sanatçının ‘Balık-göz’ imgelerinin yanı sıra, giderek soyutlama da halini almış renkli panoramaları ve bir taşbaskı etkisi veren çarpıcı Boğaziçi imgeleri de, art arda salınıyor.

1965 doğumlu Germen, yapıtlarında uzun süredir insan, mimarlık ve ekoloji fenomenlerini kesiştirme, görsel kritikler üretme, bunları arşivleme ve gördükleri üzerinden, akademik ve kültürel, estetik yeni bilgiler, imgeler ortaya koyma yoluna gidiyor. Sanatçı, Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde fotoğraf, sanat ve medya üzerine dersler veriyor.

Biz de yeni yılda, hal böyle iken, küratör Arapoğlu, sanatçı Germen ve yine kendisi de bir sanatçı olan, eleştirmen, yazar ve mimar Nevzat Sayın ile, “Ground_Less Istanbul” sergisi ve Germen’in sanatını ele alıyoruz.

Tıpkı Germen’in eserleri gibi, ortaya yine çok zengin bir zihin manzarası çıkıyor.

Sizce, Germen imzası, ‘mimarlık ve ekoloji’yi sanatında nasıl bir amaç ve araç olarak kullanıyor?

Fırat Arapoğlu, (küratör, eleştirmen – AİCA): “Germen’in pratiğinde mimarlık, temsili bir konu olmanın yanında, Dünyaya bakma ve o’nu okuma biçimini belirleyen, temel bir düşünme aracıdır. Mimarlık ve şehir planlamadan gelen formasyonu Germen’in kente ‘katmanlı bir sistem, bir tür organizma ve iktidar alanı’ olarak yaklaşmasını sağlıyor. Fotoğraf ve görsel üretim sanatçı için mimari düşüncenin doğal uzantıları ve perspektif, ölçek, topoğrafya ve altyapı gibi mimarlığa özgü kavramlar onun işlerinde estetik bir ifade dili ve eleştirel bir çerçeve olmaktadır. Bu yüzden Germen’in kent imgeleri ölçülen, haritalanan, denetlenen ve sürekli genişleyen mekânsal düzeneklerdir.

‘Ekoloji’ unsuru ise, Germen’in pratiğinde doğa ve doğayla ilgili çevre arasındaki ince ve sorunlu ilişkiyi kapsayan geniş bir kavram olarak alınabilir… O, kentleri ekolojik sistemlerin parçası olarak ele alıyor ve kentleşme, altyapı, su yolları ve peyzajın dönüşümü onun görsel araştırmalarının merkezinde yer alıyor.

Bu bağlamda ekoloji ekseninde sanatçı, insan-merkezci büyüme ideolojisinin eleştirisini içeriyor. Fotoğraflarında doğa bir arka plan olmanın aksine, insan müdahalesiyle yeniden şekillendirilen, ölçülen ve yönetilen bir düzlem olarak karşımıza çıkıyor.

‘Ground_Less’ / ‘Zemin_Siz İstanbul’ sergisi, mimarlık ve ekolojinin bu iki yönlü kullanımını net biçimde ortaya koyuyor. Sergide Germen İstanbul’u geleneksel çizgisel perspektiften kopararak drone ve hava uçuşları teknolojilerinin sunduğu dikey bakışla yeniden okuyor. Bu bakış statik bir zemin ve merkez fikrini ortadan kaldırıp kenti izlenen, katmanlara ayrılan ve ekolojik sonuçları görünür hâle gelen bir mekân olarak sunuyor.

Mimarlık burada bir araç ve bakış rejimini dönüştürüyor. Ekoloji ise, bir amaç ve bu yeni bakış aracılığıyla kentin doğayla, altyapıyla ve iktidarla kurduğu sorunlu ilişkiyi açığa çıkarıyor. Germen’in pratiğinde, mimarlık ve ekoloji estetikle birlikte etik bir soruyla sonlanıyor aslında; Bu mekânlar nasıl inşa ediliyor ve bunun bedelini kim, nasıl ödüyor?”

Murat Germen, (Sanatçı ve Akademisyen): “Tek çocuktum, yalnız büyüdüm sayılır. Annem ve babamın eskinin tipik şefkatli, anaç, babacan ebeveynler olduklarını söyleyemem; “aile” kavramını ise Sema Uygur ile evlenene kadar tam olarak idrak etmiş sayılmam. Anneannem ve dedem olmasa daha hasarlı bir birey olarak büyürdüm büyük olasılıkla. Bu tek başınalık bende bir savunma mekanizması geliştirdi sanırım.

2026’da 61 yaşında olacağım ve şu ana kadar gözlediğim, “hayat neden ibarettir?” gibilerden bir soru gelirse, ilk söyleyeceğim şey, insan türünün çok tahripkar bir varlık olduğu. Bunu deneyimledikçe, bir öfke birikti içimde, ve hala birikiyor…

Öfkeyi iyi yönlendirmek lâzım, yoksa “kendi”ne zarar vermeye başlıyor. Her zaman beceremesem de, öfkemi sanatsal icraatime yönlendirmeye çalışıyorum. Buna istinaden daha önceleri kendim için geliştirdiğim savunma mekanizmasını ekolojiye de kaydırma ihtiyacı duydum. Sırf, eskiden milyar dolarlarla değerlendirilen şirketler şimdilerde trilyon dolarlık şirketlere dönüşsün diye ekolojik katliam yapıldıkça, canım çok yanıyor; henüz bozulmamış insanlar olan küçük çocuklara eziyet edildiğindeki gibi.

Mimarlık hakkında bir şeyler söylemek çok zor. Bir yandan, bende en çok hayranlık uyandıran eserler toplamı içinde birçok mimarlık üretimi varken; diğer yandan aynı mimarlığın zorbalara, diktatörlere, emek sömürgenlerine, güce, paraya hizmet ettiğini bilmek içimi burkuyor.

Bu çetin ikilemin kafamı devamlı meşgul edeceğini bildiğim için mimarlıktan kaçtım ben. İyi bir tasarımcı olabilecek potansiyelim vardı diye düşünüyorum; bunu, üzerine çalışmak istediğim projelerde, ürettiğim fotoğraflarda ve onların sergilenme süreçlerinde kullanmaya çalışıyorum.

Amacım, daha yaşanılabilir bir dünyanın zeminini döşeyenlerin arasında olmak, farkındalık yaratmak, insan türü var oldukça bundan sonraki nesillere muhasebe yapabilecekleri bir külliyat bırakmak, “bu dünyada niye yer işgal ediyoruz?” diye sordurtmak, izleyiciyi tüketici olarak değil bir dert paydaşı olarak görmek. Hadi klişe lafı kullanayım; “bellek oluşturmak” ve ardından nisyâna karşı isyan etmek, derhal görülemeyeni ifşa etmek, görünmeyeni görünür kılmak… Kısaca; insan-merkezli yaşam biçimini aşındırmak…”

Nevzat Sayın, mimar, sanatçı, yazar ve akademisyen: “Mimarlığı ve ekolojiyi” yerine, “şehrin coğrafyasını nasıl bir araç ve amaç olarak kullanıyor” mu demeli? Çünkü sergi duvarındaki yazıda “şehrin yüzeysel yaşamının ötesindeki coğrafi hakikatini ortaya çıkarıyor,” açıklaması okunuyor. Bu açıklamayla, izlenen çok farklı fotoğraflar görüyoruz.

Daha önceki çalışmalarından, kentin yapıbozumu denebilecek iki fotoğrafın yanı sıra bir dikey kadraj, bir siyah beyaz, bir tane de diğerlerinin yanında “close up” denebilecek tersanedeki taş havuzun fotoğrafı var. Diğerleri ince uzun yatay panoramikler. Sayıları yüzünden, sergide baskın olan da bunlar. Çok geniş açıyla çekildikleri için, çoklu çekilip birleştirilmiş fotoğrafları andırıyorlarsa da bükülmüş olmaları geniş açıyla tek kare çekildiklerini söylüyor.

Bunlar, bir arayüz olmadıkça kendi gözümüzle hiçbir zaman tek seferde göremeyeceğimiz fotoğraflar. Alabildiğine genişletilmiş olsalar bile, bükülerek kendi üzerlerine kapandıkları için o genişliklerinin içinde alabildiğine daraltılmışlar. Çekim noktası yüzünden yedi tepeden oluşan bir şehir iyice yassılıp düzleşmiş. “Kuşbakışı perspektif” gibi, yüksekliğin tepeleri tanımlayan eğrisellikleri y’den x ve z düzlemlerine akmış.

Arapoğlu’nun deyimiyle – kimi kiliselerde bir üçgen içindeki göz olarak tanımlandığı gibi – “Tanrı’nın Gözü”yle bakıldığı için de, ölçek kaybı var. Her şey küçük…

Fotoğraf her zaman yalan söyler… Bu yüzden, bu fotoğraflar kentin fiziki coğrafyasının hakikatini ortaya çıkarıyor olsalar bile, kentin beşeri coğrafyası ancak zemin kotundan anlaşılabileceği için yukarıdan bakınca böyle görünüyor mu demeli? Çünkü, kitle yerine kütle geçince sadece kentin maddiliği kalıyor elimizde.

Germen, bütün bu soruları ve yorumları dürttüğü için iyi bir sergi hazırlamış. Hepsi birlikte bir hikâye anlatıyor olsalar da, her biri sıkı fotoğraf. Benim en sevdiğim, tek dikey olan fotoğraf; mezarlıklardan 3.köprüye uzanan ve zemini en çok hissedebildiğimiz kare. Bence hiçbiri “zeminsiz” değil ya da x ve z doğrultularında çalışan zeminler; ama o x ve z nin yanı sıra y doğrultusunu da hissettiriyor. Minyatürler gibi; aynı karede plan ve görünüş var; hiç yadırgamıyorum…”

İzlediğimiz bu panorama veya düşey panoramalara bir tür ‘gelecek haritası’ olarak bakabiliyorsak, bu ‘tükeniş haritası’, sorumlu birer üretici olarak, sizlere ne ifade ediyor?

Germen: İnsan türü olarak önceleri olan bitenden öğrendiğimiz pek söylenemez. Mamafih, aramızda bundan ders alanlar, kırılma noktaları oluşturanlar, devrimsel hareketler üretenler de var. Bu yüzden, insan hiç durmadan olan biten hakkında roman, şiir tarih, çizim, resim, render, fotoğraf, vb. gibi metinsel ve imgesel temsiller üretmeli.

Sergideki imgeleri bir harita olarak görmek mümkün, ki bu fotoğrafların nesnel tarafını yansıtıyor. Diğer yandan; gerek kullandığım “apparatus” ve teknik görüntüleme biçimi gerekse de gözümün görmeyi tercih ettikleri bağlamlarında fotoğrafların öznel nitelikleri de var şüphesiz. Bu anlamda, minyatür kadar olmasa da, minyatürlerdeki “şahsilik”ten de bahsedebiliriz. Temsil, nesnel bir yansıtma değil özünde; üretildiği zamana has öznel bir müdahale içeriyor hep. Ürettiğim imgeleri belli bir amaç seti ile üretsem de; izleyicilerin farklı algıları olacağını unutmamak gerekir, ki bu zaten sanatçılar tarafından arzu edilen bir şeydir genellikle. 50 sene sonra, insan türü kendini tüketmemeyi becerebilecekse, bu imgeler başkaları tarafından bambaşka bir kontekstte hayli farklı şekillerde algılanacak belki de…

Genel olarak temsil kavramını, gelecek ile tükeniş arasında bağlantı kurabilecek bir irtibat zemini olarak görmek olası. Bir ‘tükeniş haritası’ yaratmak, zihinlerde geleceğe dair önceden endişe yaratabilmek ve “tükeniş”i savaşılması gereken bir düşman olarak tanımlamak (Game of Thrones’daki AkGezenler gibi). Bu anlamda üretimlerin bir kehanet olarak değil (çünkü her şey zaten ortada), mümkünse nazik bir “tokat” ya da daha yumuşak bir tanımla bir “dürtme” olarak algılanmasını dilerim…

Amaç netleştirmek değil, aksine bulanıklaştırmak ve huzursuzluk yaratarak ezberden, rutinden çıkılmasını sağlamak… Son olarak; unutmamak gerekir ki, temsil geleceği tümüyle kapsamaya muktedir bir tasvir olamaz, sadece tükenişe karşı eylemin elzemiyetini ve gerekli ipuçlarını verir, gerisi size kalır…

Arapoğlu: ‘Zemin_Siz İstanbul’da, Murat Germen’in panoramaya yönelmesi Lorich’ten 19. yüzyılın büyük İstanbul panoramacılarına kadar uzanan güçlü bir görsel geleneğin bilinçli biçimde tersyüz edilmesidir, bence. Tarihsel panoramalar İstanbul’u çoğunlukla yukarıdan ve yerle temas hâlinde, bütüncül, uyumlu ve zamana karşı koyan bir kent olarak temsil eder.

Germen’in panoramaları ise, bu geleneğin kırıldığı eşiği işaret ediyor. Bugün, artık yukarıdan bakmak kenti ölçmek, bölmek ve denetlemek anlamına geliyor. Bu yüzden ‘Zemin_Siz İstanbul’da panorama, bir teşhis aracına dönüşüyor. Kentin yatay sürekliliği, tükenmenin hızını gösteriyor.

Bu işlerdeki asıl rahatsız edici unsur, sizin de işaret ettiğiniz gibi, bakışın yer altına ve gelecekteki yok oluşa doğru kaymasıdır, aslında. Germen’in panoramaları dikkatli bakıldığında altyapı ağlarını, kesilmiş peyzajları, doldurulmuş kıyıları ve bastırılmış doğal katmanları gösteriyor. İstanbul burada altı oyulmuş, zemini güvensizleşen bir mekân olarak beliriyor. Bu yabancılaşma da, klasik panoramanın sunduğu bütünlük hissinin yerine, kaygı verici bir farkındalığı gösteriyor. İzleyici, sergide, ‘Ne kadar daha buradayız?’ sorusunu soracaktır. Bu yüzden bu imajlar geleceğin kırılganlığını betimliyor.

Bu panoramalara, birer ‘gelecek haritası’ ve ‘tükeniş haritası’ olarak bakmak, Murat ve benim için etik bir sorumluluk yarattı. Bu haritalar, bugünün tercihleriyle şekillenen olası sonuçların görsel kayıtlarıdır. Germen’in anımsattığı sorumluluk, işte tam da burada anlam kazanıyor. Bu çalışmalar, bir şehre karşı geliştirdiğimiz körlüğü açığa çıkarıyor. ‘Zemin_Siz İstanbul’a duyulan sadâkat, ancak yüzleşmeyle mümkün ve bu yüzden bu haritalar gecikmemiş bir sorumluluğun haritalarıdır, kanımca.”

Sayın: “Tükeniş haritası”na hepimiz bir şeyler ekliyoruz. Bu fotoğraflar da bazı şehirlerde sergilenen ve her müdahalede ekleme ve çıkarmalarla yeniden biçimlendirilen kent maketleri gibi. Farklı zamanlarda aynı noktadan çekim yapılabilseydi bu “faili meçhul olmayan seri cinayetlerin interaktif suç haritası” çok daha iyi izlenebilirdi. Bu izlemelerimizle hangi zaman aralığında kimler kentin hangi bölgelerine abanmış ve bu “kentsel dönüşüm”ün önü yetkililerce nasıl açılmış apaçık görebilirdik.

Bu haritanın katmanlar halinde okunaklı en yetkin versiyonunu Murat Güvenç yapabilirdi ancak. Onun haritalarında “zaman mekan sıkışması” denilen şeyin fiziki coğrafya dokümanlarını kullanarak beşeri coğrafya anlatımını bulabiliriz.

“Sorumlu bir üretici olarak” kendimi ve mimarları da bu haritanın geliştiricilerinden birileri olarak görüyorum. Verili koşullar içinde yaptığımız sürece bu haritanın dışına çıkacağımız da yok. Tekil olarak “iyi bir şey” yapmış olmak iç ferahlatıcı olsa bile bizi haritanın dışında tutmaya yetmiyor. Devrime kadar da böyle gidecek gibi görünüyor… Her şeye rağmen, “tükeniş haritası” gibi karanlık ve umutsuz bir terim yerine “suç haritası” gibi sert ve suçlayıcı olsa da iyileştirilebilir olması yüzünden umutlu bir terim mi kullanmalı?”

Bilgi:

(1) https://collect-gallery.com/tr/hakkinda/

(2) https://muratgermen.com/about/

(3) nsmh.com