Denizüstü Rüzgar Enerjisi Sistemleri (DRES) Pazarlarında Lojistik Hizmet Modeli : Türkiye Örneği / Diane Arcas Göçmez

Deniz Üstü Rüzgâr Enerjisi Santrali (DRES), küresel enerji dönüşümünün stratejik bir ayağı olarak giderek daha fazla önem kazanmakta; hızla artan kurulu güç hedefleri, denizcilik, liman ve lojistik sistemleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Olgun DRES pazarları yüksek düzeyde entegre lojistik ekosistemleri geliştirmişken, gelişmekte olan pazarlarda yapısal boşluklar proje uygulanabilirliğini, maliyet etkinliğini ve yatırımcı güvenini önemli ölçüde sınırlayabilmektedir. Türkiye bu duruma tipik bir örnek teşkil etmektedir: güçlü bir sanayi altyapısına, gemi inşa kapasitesine ve karasal rüzgâr enerjisi üretim yetkinliklerine sahip olmasına rağmen, DRES sektörü henüz erken bir aşamadadır ve lojistik hazırlık seviyesi kritik bir darboğaz oluşturmaktadır.

Bu proje, Türkiye’nin DRES sektörünün gelişimini desteklemek amacıyla, yerli lojistik kabiliyetlerinin talep tarafı paydaş beklentileriyle nasıl uyumlandırılabileceğini incelemektedir. Çalışmada “paydaşlar” kavramı; elektrik üretim şirketleri (utilities), proje geliştiriciler, orijinal ekipman üreticileri (OEM’ler) ve Mühendislik–Tedarik–İnşaat–Kurulum (EPCI) yüklenicilerini kapsamaktadır. Lojistik yalnızca operasyonel veya varlık temelli bir faaliyet olarak ele alınmamış; bunun yerine, kurulum sürelerini, zamanlama güvenilirliğini ve DRES projelerinin seviye bazlı enerji maliyetini (LCOE) doğrudan etkileyen stratejik ve hizmet odaklı bir yetkinlik olarak yeniden çerçevelendirilmiştir.

Çalışma, pragmatist bir araştırma felsefesine ve abduktif yaklaşıma dayanan, niteliksel ve masa başı tek vaka çalışması tasarımını benimsemektedir. Uluslararası OW lojistiği literatürü, Türkiye’ye özgü ikincil verilerle; sektör raporları, politika belgeleri ve kurumsal çalışmalar üzerinden sentezlenmiştir. Analitik odak, literatürde OW projelerinin en yoğun lojistik gereksinime ve maliyet hassasiyetine sahip aşaması olarak tanımlanan kurulum (installation) fazı üzerinedir.

Uluslararası karşılaştırmalı analiz, altı temel lojistik zorluk temasını ortaya koymaktadır:

  1. Hava koşulları ve çevresel belirsizlikler
  2. Liman altyapısı ve kapasite kısıtları
  3. Gemi bulunabilirliği ve yük optimizasyonu
  4. Tedarik zinciri koordinasyon karmaşıklığı
  5. Maliyet etkinliği ve kurulum süresi hassasiyeti
  6. Veri hazırlığı ve dijital entegrasyon

Bu zorluklardan hareketle, paydaşların evrensel beklentileri tanımlanmıştır. Bunlar arasında özellikle; ön mühendislik tasarımı (FEED) aşamasında lojistiğin erken entegrasyonu, ağır yük limanlarına ve kurulum gemilerine erişim, uçtan uca koordinasyon, dijital karar destek sistemleri ve ölçülebilir maliyet düşürme kabiliyeti öne çıkmaktadır.

Ulusal bağlamla yapılan karşılaştırmalı sentez, bu beklentiler ile mevcut yerli lojistik hazırlık düzeyi arasında yapısal bir uyumsuzluk olduğunu göstermektedir. Türkiye güçlü bir imalat altyapısına, yetkin tersanelere ve stratejik konumdaki limanlara sahip olmakla birlikte; açık denize uygun liman altyapısı, türbin sınıfı kurulum gemileri, entegre koordinasyon mekanizmaları ve birlikte çalışabilir dijital sistemler açısından önemli boşluklar bulunmaktadır. Risk ve anahtar performans göstergeleri (KPI) analizi; liman hazırlığı, koordinasyon, maliyet etkinliği ve dijitalleşmeyi yüksek riskli alanlar olarak sınıflandırırken, hava koşulları ve gemi bulunabilirliği mevcut koşullarda orta–yüksek risk düzeyinde değerlendirilmektedir.

Bu uyumsuzluğu gidermek amacıyla çalışma, Tiwong vd. (2024) tarafından geliştirilen Lojistik Hizmet Sağlayıcı Yaşam Döngüsü Modeli’nden uyarlanan Hazırlık-Düzeyine Uyumlu Modüler Lojistik Hizmet Modelini önermektedir. Model, DRES lojistik hizmetlerini üç yaşam döngüsü fazı altında yapılandırmaktadır:

  • Başlangıç Aşaması (Beginning of Life – BOL): Hizmet tasarımı, FEED aşamasında entegrasyon, stratejik konumlanma ve paydaş ilişkilerinin kurulması.
  • Orta Aşama (Middle of Life – MOL): KPI temelli risk değerlendirmesi yoluyla operasyonel ve finansal performans yönetimi.
  • Son Aşama (End of Life – EOL): Hizmet yaşam döngüsü performansının değerlendirilmesi, öğrenme ve hizmetin yeniden yapılandırılması.

Modelin modüler ve uyarlanabilir yapısı, lojistik hizmet sağlayıcıların (LSP’lerin) ulusal hazırlık seviyesinin eşitsiz olduğu koşullarda dahi etkin şekilde faaliyet göstermesine ve zaman içinde daha entegre 4PL/5PL rollerine evrilmesine olanak tanımaktadır. Böylece hizmet tasarımı; paydaş beklentileri, ulusal kısıtlar ve uzun vadeli rekabetçilik hedefleriyle uyumlu hâle getirilmektedir.

Akademik açıdan çalışma, DRES lojistiğini açık biçimde bir hizmet modeli olarak kavramsallaştırarak literatürdeki talep tarafı beklenti boşluğunu doldurmakta ve olgun pazarlardan türetilen çerçevelerin gelişmekte olan ülke bağlamlarına nasıl uyarlanabileceğini göstermektedir. Uygulamada ise; lojistik hizmet sağlayıcılar, proje paydaşları, liman ve gemi tedarikçileri ile politika yapıcılara, lojistik hazırlığın münferit altyapı yatırımlarından ziyade entegre hizmet tasarımı yoluyla nasıl güçlendirilebileceğine dair somut bir yol haritası sunmaktadır.

Sonuç olarak çalışma, Türkiye’nin DRES potansiyelinin yalnızca fiziksel varlıklarla hayata geçirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Riskleri azaltan, projelerin finansal yapılabilirliğini artıran ve sektörün sürdürülebilir büyümesini destekleyen unsur; aşamalı yetkinlik gelişimi ve dijital entegrasyonla desteklenen stratejik, talep odaklı lojistik hizmetlerdir.

Biyofouling’in Yakıt Maliyetlerine Etkisi – Deneysel Bir Çalışma

Yakıt tüketimi, bir konteyner gemisinin sefer maliyetlerinin yaklaşık üçte ikisini oluştururken, aynı zamanda emisyon performansının da temel belirleyicisidir. Bu çalışma, denizcilikte sıklıkla göz ardı edilen biyofoulingin (gövde ve pervane kirlenmesi) gemi performansı ve yakıt maliyetleri üzerindeki etkisini, gerçek operasyonel verilerle ortaya koymaktadır

Araştırma, teknik özellikleri aynı olan iki ikiz gemi üzerinde gerçekleştirilen kontrollü bir deniz denemesine dayanmaktadır. Yakın zamanda temizlenmiş bir gemi ile dört yıldır temizlenmemiş bir geminin yüksek frekanslı sensör verileri karşılaştırılmış; hız, şaft gücü, RPM ve yakıt tüketimi gibi kritik performans göstergeleri analiz edilmiştir. Sonuçlar, biyofoulingin gemi direncini artırarak yakıt tüketiminde %5–7 aralığında ek bir yük yarattığını açık biçimde göstermektedir.

Çalışma ayrıca, geleneksel noon report’lara kıyasla IoT sensörleri, uydu iletişimi ve bulut tabanlı analitik platformlar kullanılarak elde edilen yüksek çözünürlüklü verilerin, koşula dayalı (condition-based) bakım ve temizlik kararları için güçlü bir zemin sunduğunu ortaya koymaktadır. Sabit zamanlı temizlik yerine, performans bozulmasını öngören veri temelli modeller sayesinde hem maliyetler hem de emisyonlar optimize edilebilmektedir.

Sonuç olarak bu çalışma, Arkas filosu gibi operasyonel mükemmeliyeti hedefleyen denizcilik şirketleri için biyofouling yönetiminin yalnızca teknik bir bakım konusu değil; stratejik, ekonomik ve çevresel bir rekabet unsuru olduğunu göstermektedir. Veri odaklı yaklaşımlar, sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu, ölçülebilir ve proaktif filo yönetiminin anahtarıdır.