2020 yılından bu yana Arkas Koleksiyonu’nun seçkin eserlerini Urla’nın sakin atmosferinde sanatseverlerle buluşturan merkez, yenilenen seçkisiyle Batı sanatının 19. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan dönüşümünü kapsamlı bir anlatıyla sunuyor. Resim, heykel, duvar halıları, zırh ve dekoratif sanatlar; iki kata yayılan sergi alanında tarihsel ve düşünsel bir bütünlük içinde yer alıyor.
Seçkinin temel duraklarından biri, 19. yüzyıl akademik sanatının güçlü temsilcileri. Jean-Léon Gérôme ve William-Adolphe Bouguereau’nun eserleri, dönemin tarihsel anlatıya, kusursuz forma ve teknik ustalığa verdiği önemi ortaya koyarken; sanatın bir sahne kurma ve ideal yaratma pratiği olarak nasıl işlediğini gözler önüne seriyor.
Bu akademik dil, Barbizon Okulu ressamlarıyla birlikte yerini doğaya ve gözleme dayalı daha içsel bir yaklaşıma bırakıyor. Jean-Baptiste-Camille Corot ve Gustave Courbet’nin eserlerinde doğayla kurduğu ilişki; manzaranın yalnızca bir arka plan değil, başlı başına bir özneye dönüşmesini simgeliyor. Bu sanatsal dönüşüm, Alfred Sisley ve Charles-François Daubigny’nin manzara resimleri aracılığıyla izleyiciyle buluşuyor. Empresyonizm’in gelişim sürecine ışık tutan eserler arasında Gustave Caillebotte, Berthe Morisot ve Henri Fantin-Latour’un yapıtlarının da yer alması dönemin farklı ifade biçimlerini bir arada izlemeye imkan sunuyor. Bu geçiş, modern sanatın düşünsel zeminini hazırlayan önemli bir kırılma olarak sergide hissediliyor.
Heykel sanatında ise Auguste Rodin ve Camille Claudel, insan bedenini yalnızca biçimsel değil, duygusal ve psikolojik bir alan olarak ele alıyor. Hareket, gerilim ve içsel yoğunluk; bu iki sanatçının eserlerinde güçlü bir ifade dili oluşturuyor ve izleyiciyi bedensel bir empatiye davet ediyor.
Modernizme geçişte Georges Braque ve Francis Picabia, biçim ve algıyı parçalayarak sanatın temsil anlayışını kökten sorguluyor. Kübist ve deneysel yaklaşımlar, sergide sanatın geleneksel anlatıdan nasıl uzaklaştığını ve yeni bir görsel düşünce dili kurduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Bu anlatı içinde, seçkide yer alan Salvador Dalí ve Bernard Buffet’ye ait eserler, özel ve yoğun bir odak noktası oluşturuyor. Dalí’nin heykelleri; bilinçaltı, zaman ve gerçeklik kavramlarını tek bir imge üzerinden güçlü bir şekilde sorguluyor. Bernard Buffet’nin eserleri ise bilinçli olarak bozulan formlar ve sert çizgilerle savaş sonrası dönemin melankoli ve varoluşsal gerilimini figürler üzerinden güçlü bir biçimde yansıtıyor.
Üst katta yer alan Rönesans duvar halıları ile 16.–17. yüzyıla tarihlenen zırh, miğfer ve silah koleksiyonu, sanatın yalnızca estetik değil; güç, temsil, koruma ve ustalıkla da şekillenen bir ifade alanı olduğunu hatırlatıyor. Dokuma, metal ve form üzerinden kurulan bu anlatı, sanatın gündelik yaşam ve iktidarla olan tarihsel ilişkisini görünür kılıyor.
Arkas Sanat Urla, bu yenilenen seçkiyle izleyiciyi yalnızca sanat tarihine değil; dönemler, fikirler ve duygular arasında kurulan düşünsel bir yolculuğa davet ediyor.
Sanatın farklı katmanlarını kapsamlı bir eser seçkisi ile deneyimlemek isteyen tüm sanatseverler Perşembe-Cuma-Cumartesi-Pazar günleri Arkas Sanat Urla’yı ziyaret edebilir.



