İyi İletişimin Sırrı / İpek Durkal

Size de oluyordur mutlaka, bir toplantı uzadıkça orada makul bir karar almak imkânsız hale geliyor. Benim sınırım 45 dakika! Sonrasında kelimeler havada bomboş uçuyor, kimin ne anlattığının bir önemi kalmıyor, konu dağıldıkça dağılıyor.

Mikael Krogerus ve Roman Tschappeler’in kaleme aldığı ‘İletişim Kitabı’ndan (Das Kommunikationsbuch) öğrendim. Kişilerin ortalama dikkat süresi 10 ile 18 dakika arasındaymış. İki deneyimli iletişim uzmanının kaleme aldığı bu kitapta, toplantıların sinir bozucu olmasını engellemek adına sürenin en uzun bir saat olması gerektiği söylüyor, ayrıca önemli sözü olan insanların lafı uzatmayacağını vurguluyor.

‘İletişim Kitabı’ndan öğrendiğim bir şey daha oldu. Zeki insanlardan ziyade bize kendimizi zeki hissettirenleri takdir ediyormuşuz. Bu, özellikle yöneticilerimizle ilişkilerimizde dikkat etmemiz gereken bir püf noktası.

Doğru iletişim için hızla uygulanabilir fikirler ve taktikler veren kitapta yer alan fikirlerin çoğunu kanıksadım. Özellikle de ‘dinleyin- konuşmayın’ kısmını çünkü ben de karşımdaki kişi bir şey anlatırken kendimce “Seni çok iyi anlıyorum” mesajını vermek için hemen başımdan geçen benzer bir olayı sıkıştırıyorum araya. Ancak bu hiç de doğru bir iletişim modeli değilmiş. Benim aklımı başıma ne getirdi derseniz, kitaptaki şu cümle: “Tüm deneyimler bireyseldir. Daha da önemlisi, konu sizin hakkınızda değil!”

Peki en büyük iletişim kazasını nerede yaşıyoruz? İnsanların ‘söylediklerimizi’ değil, ‘anladıklarını’ duyduğunu es geçtiğimizde.

Doğru iletişim her şeydir ve bunu anlamak, hataları görüp düzeltmek için bilgilerin hap gibi verildiği ‘İletişim Kitabı’ benim en faydalı bulduğum kitaplar arasına girdi.

Aslında Hepimiz Biraz ‘Numaracı’yız 

Günlük hayatta hepimiz eşimizle, ailemizle, arkadaşlarımızla, komşularımızla yani ilişkide bulunduğumuz herkesle farkında olmadan çeşitli ‘oyunlar’ oynarız. ‘Sen olmasaydın- senin yüzünden’ oyunu, ‘neden bunlar hep benim başıma geliyor’ oyunu, ‘şimdi seni yakaladım’ oyunu, ‘bak bana neler yaptırdın’ oyunu, ‘ne çok uğraştım’ oyunu gibi onlarca hatta belki yüzlerce oyun başlığı var hayatımızda.

Psikiyatr Eric Berne ‘İnsanların Oynadığı Oyunlar’ (Games People Play) kitabında ‘oyun’u şöyle tarif ediyor: “Genellikle kendini yineleyen ve tekrar tekrar oluşan, görünüşte akla yatkın gelen ancak gizil motivasyonlu bir dizi etkileşim. Yani tuzaklar veya ‘numaralar’ içeren bir dizi hamle.”

İletişim sorunun çözmede yol gösterici olan bu psikoloji içerikli kitap, ilişkilerde fark etmeden yaptığımız davranış kalıplarını çözümlüyor. Satır aralarında kendi davranışınızı, kendi oyununuzu fark ederek, “A bu ben!” derken, insanlarla gerçek yakınlık kurmak yerine neden oyunlara başvurduğumuzu da net bir biçimde ortaya koyuyor.

Berne’in ‘Her oyunun bir kazancı vardır’ tespiti insanların davranışlarının arkasındaki gizli motivasyonu da gösteriyor. Bu motivasyon bize zarar da verse ‘tanıdık’ bulduğumuz için tutunmaya devam ediyoruz. İnsan ilişkileri açısından sindirilerek okunacak bir kitap.