YAZARLAR

Acıları Silmek Mümkün Mü? / İpek Durkal

Bazen zihnimde, ilk gençliğimin geçtiği eve gidiyorum. Sokak kapısından giriyorum tam karşımda salon, sağa dönersem uzunca bir koridor; yatak odaları ve banyo burada. Odalara girip çıkıyorum, dolabın rafında en sevdiğim mavi kazak. Henüz aileden kimse ölmemiş, herkes o an o evde yaşıyor ve bu his bana çok iyi geliyor.

Sanki orada, o andayım. Oysa ki o evde çok gözyaşım da aktı benim. Hatıralarımdaki huzur gerçek miydi? Kafam bu konuda hayli karışıktı ki hafıza üzerine yaptığı önemli çalışmalarla tanınan nörobilimci Steve Ramirez’in ‘Hafızayı Dönüştürmek’ (Memory Makers) kitabı sayesinde aydınlandım.

‘Hafızayı Dönüştürmek’ sadece popüler olmuş bir bilim kitabı değil. Geçmişimizle kurduğumuz ilişkinin değişken olduğunu göstermesi açısından da çarpıcı. Yani ilk gençlik evimde yaşadığım o sıcaklık belki de beynimin bugün yeniden şekillendirdiği  bir hikayenin parçası…

Çünkü beynimiz her an her saniye değişiyor.

Anıların nasıl oluştuğu, saklandığı ve değiştirildiğini okuyucuyu teknik bilgiye boğmadan anlatan Ramirez kitabını sekiz bölüme ayırmış.

Kitabın ilk bölümü hatıraların beynimizde nerede bulunduğunu anlatıyor. İkinci bölüm hatıraların zaman içinde nasıl değişiklik gösterdiğini, üçüncü bölüm hatıraların silinebiliyor olmasını dördüncü bölüm ise sahte hatıralar yaratıp bunların beyne yerleştirilmesine olanak sağlanmasını anlatıyor. Beşinci bölümde başarılı olan klinik uygulamalara yer veriyor. Altıncı bölüm, hatıraların düşler ve düş gücü aracılığıyla geleceğimizi inşa etmesini, yedinci bölüm varoluş algımızın yontulmasını anlatırken sekizinci ve son bölümde hafızanın nasıl manipüle edildiğini öğreniyoruz.

Geçmişe zihin yolculuğu yaparken beynimizin anıların kaydedilmesini ve gerektiğinde geri çağrılmasını sağlayan ‘hipokampüs’ü devreye sokuyoruz.  Yani çocukluğumuzda yaşadığımız evi ‘neşe’ ile hatırlarken beynimizin bu bölümü faal hale gelip aydınlanıyor. Peki ya kötü hatıraları çağırırsak ne oluyor? Yanıtı çok basit, beynimiz bize tekrar tekrar o anı yaşatıyor. Sonra gelsin bakalım psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklar.

Ramirez’e göre insanlar geçmişlerini değiştiremez ama geçmişe dair hatıralarının beyinlerinde nasıl işlendiğini değiştirebilirler. “Hayatımızın geri kalanını şekillendiren, yaşadığımız olaylardan ziyade onları nasıl hatırladığımız” diyor ünlü nörobilimci.

“Bir anıyı silebiliyorsak acıyı da silebiliyor muyuz?” diye sorup, yanıtını arıyor kitap.

Jim Carrey ve Kate Winslet’in başrollerini paylaştığı 2004 yapımı Oscar Ödüllü ‘Sil Baştan’ (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) fimini izleyip sevenler bence bu kitaptan da büyük keyif alacak.

Elimizdekilerin Değerini Ancak Kaybedince Anlıyoruz

Paul Auster’in ‘Son Şeyler Ülkesinde’ (In the Country of Last Things) romanı düzenin çöktüğü, her şeyin yavaş yavaş yok olduğu isimsiz bir şehirde geçiyor. Açlık, yoksulluk ve umutsuzluk tüm şehri sarmış, fiziksel çöküşün yanı sıra korkunç bir ahlaki çöküş de baş göstermiş ki en fenası o! Şehirde olup bitenleri, kayıp kardeşini bulmak için bu şehre giden Anna’nın mektubundan nefesimizi tutarak okuyoruz.

Yalnızlık, kayıp, ölüm ve insanın dayanıklılığı üzerine yazılan roman, en zor koşullarda bile insanlar arasında sevgi, dostluk ve umudun nasıl yeşerebildiğini anlatıyor.

Tüketimin, hızın, sahip olduklarını gösterme çabasının neredeyse tek değer haline geldiği günümüzün hoyrat dünyasında bu karanlık şehir bana bir kez daha dostluk, sevgi ve umudun dışındaki her şeyin ne kadar boş olduğunu hatırlattı.

Anna mektubunda şöyle diyor: “Hepimiz elimize geçeni fazla düşünmeden olduğu gibi kabul ederiz ve iş, yiyecekle barınak gibi temel gereksinmelere, insanın doğal hakkı olan şeylere geldi mi bunları kendimizin vazgeçilmez birer parçası olarak görmemiz pek uzun sürmez. Elimizdekilerin değerini ancak onları kaybettikten sonra fark ederiz. Yeniden elde edecek olsak yine fark etmemeye başlarız.”

Anna’nın da dediği gibi insan, sahip olduklarının değerini onları kaybetme ihtimaliyle yüzleştiğinde anlıyor.  Tıpkı mezarlık ziyaretinden ‘ölümlü dünya’ diye çıkıp birkaç saat sonra hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak gibi… O yüzden bu kitap bana iyi geldi…