Acaba Nasıl Bir Çocuktu(m)?
Çocukluğumuzda yaşadığımız acılar, bastırılan duygular, duyulmayan cümleler üzerine inşa ediyoruz kendimizi…
Kitapları 20’den fazla dile çevrilen Psikanalist Alice Miller’ın ‘Beden Asla Yalan Söylemez’ kitabını daha önce önermiştim. Şimdi de ‘Yaratıcık ve Yıkıcılıkta Çocukluk Travmalarının İzini Sürmek’ alt başlığıyla yayınlanan ‘İhmal Edilen Anahtar’ (Der gemiedene Schlüssel) kitabı ile ilgili birkaç cümle yazacağım. Miller kitabında, dünyada iz bırakmış önemli karakterleri çocuklukları üzerinden inceliyor.
Nietzsche’nin kadınlara ve dine neden bu kadar hakaret ettiğini, Hitler’in neden zalim ve katil olduğunu, ‘Büyük Taştan Surat’ lakaplı oyuncu Buster Keaton’ın neden hiç gülmediğini, her birinin çocukluğunda yaşadığı travmaların bıraktığı izler eşliğinde okuyucuya anlatıyor.
“Çocuklukta edinilen tecrübeler genel olarak önemsenmez ve zararsız görülür. Büyüklerin yani yetişkinlerin düşünce ve görüşlerini çocukluk tecrübeleriyle birlikte değil de saf altın değerinde görmenin, beğenmenin ve yorumlamanın yanlış olduğuna inanıyorum” diyen Miller, düşüncelerdeki içeriğin ve gücün çocukluk tecrübelerinden ayrı düşünülemeyeceğinin de altını çiziyor; “Çocukluk bilinmeden bir yaşamın anlaşılması mümkün değildir” diyor.
Yani bir insanı (ya da hatta kendimizi) anlamadığımız, suçladığımız, kızdığımız yerde hemen yargılayıp hüküm vermek yerine ‘acaba nasıl bir çocuktu(m)?’ diye bir durup düşünmek gerekiyor…