Jane Fonda: Kalbiyle De Güzel / Demet Cengiz

Yüksek sosyeteden bir anneyle aktör bir babanın kızı olarak geldiği dünyada oyuna çok önde başladı Jane Fonda. Gönülsüzce Hollywood’a adım attı. Güzelliğiyle herkesi büyüledi ama esas fetihlerini kalbinin güzelliğiyle yaptı. Hak adına en uzak olduğu dünyaları bile savundu. Her yaşında her yaştan insana ulaştı. En büyük başarısı da buydu.

Bazı insanlarda Şeytan tüyü olduğu söylenir. Bu doğruysa Jane Fonda kesinlikle onlardan biri. Üstelik kimilerinin tepesinin tasını attırırken bile çok sevimli, pek sevilesi… Şanslıydı kimilerine göre, iyi bir ailede doğmuştu ama hayatının bir gül bahçesi olduğunu söylemek zor.

Kanada’nın yüksek sosyetesinden Frances Ford Seymour’un ve aktör Henry Fonda’nın kızı olan Jane Fonda, 21 Aralık 1937’de New York’ta doğdu. Aktör ve yönetmen kardeşi Peter Fonda ise ondan üç yıl sonra dünyaya gelecekti. Henry Ford tiyatronun ardından Lincoln’ün Gençliği (1939) ve Gazap Üzümleri (1940) gibi dönemin en dikkat çekici sinema filmlerinde rol almıştı. Dışarıdan bakılınca iki çocuklu mutlu bir aile tablosu vardı ama içerisi pek öyle değildi. Jane Fonda çok sonra psikiyatri kliniği kayıtlarına ulaşacak ve annesinin ensest kurbanı bir çocuk olduğunu öğrenecekti. Psikiyatri kliniğine yatırılan ve Jane 12 yaşındayken intihar eden annesi… Anne tarafından hep yaralı olacaktı. Babası ise kariyeriyle ve İtalyan Barones eşiyle meşguldü.

GÖNÜLSÜZ AKTRİS

Joshua Logan’ın teşvikiyle 1954 yılında ‘The Country Girl’ adlı yapımda gönülsüzce babasıyla birlikte sahneye çıktı. Ne beyaz tiyatroya ne de oyunculuğa ilgisi vardı. Fakat oldukça güzeldi ve sinema üstatları tarafından yetenekli olduğu ona sık sık söyleniyordu.

Lee Strasberg ile tanıştıktan ve Actors Studio’ya katıldıktan sonra oyunculuğa ilgisi arttı.

Logan’ın yönettiği Uzun Hikâye (1960) filmiyle Hollywood’da önemli bir çıkış yakaladı. Sinema tarihinin en sarsıcı filmlerinden Atları da Vururlar (1969) ile dönemin en iyi kadın oyuncuları arasında saygıyla anılmaya başladı.

OSCAR HEYKELİ MÜDAVİMİ 

İki kez Akademi Ödülleri tarafından ‘En İyi Kadın Oyuncu’ seçimdi. Oscar heykeli almasını Fahişe (1971) ve Eve Dönüş (1978) filmlerindeki performansına borçlu…

Ayrıca Son Gerçek (1969), Julia (1977), Dünyanın Kaderi (1979), The Morning After (1986) ve Altın Göl (1981) filmleriyle de Oscar’da beş kez daha ‘En İyi Kadın Oyuncu’ dalında aday gösterildi. Bu herkese nasip olmayacak türde bir başarıydı.

Bunların yanı sıra iki BAFTA Ödülü, yedi Altın Küre Ödülü, bir Primetime Emmy Ödülü, AFI Yaşam Boyu Başarı Ödülü, Onursal Palme d’Or ve Cecil B. DeMille Ödülü gibi pek çok ödülün sahibi oldu.

Tüm dünyada egzersiz çılgınlığı yaşanmasında öncü rollerden birini üstlendi. 1980’lerde başlattığı aerobik egzersizlerinin yer aldığı Jane Fonda’s Workout videolarıyla dikkat çekti. Bu video kasetler döneminin en çok satanları arasına girdi. Güzel, sağlıklı ve fit olmak için hareket etmenin, egzersiz yapmanın önemini büyük kitlelere ulaştırdı. Hem güzeldi hem de bu uğurda sağlıklı bir çabaya sahipti. Yaşı ilerlediğinde de hem kıvamında estetik operasyonlar yaptırıyor hem de bir ucube gibi görünmüyordu. Sağlıklı ve kendine yatırım yaparak yaşlanmanın örneği olarak kozmetik markalarının ilgisini hep çekti. Kadınlara da gerçekçi ve sağlıklı bir rol model oldu.

ARA VE MUHTEŞEM DÖNÜŞ

Stanley ve Iris (1990) filminden sonra sinemaya veda etti. Bu veda on beş yıl sürdü. 2005 yılında sinemaya Vay Kaynanam Vay filmiyle geri döndü ve filmin gişedeki başarısı Jane Fonda’yı cesaretlendirdi. Bu filmden sonra hem sinemaya hem de reklam filmlerine geri döndü.

Tiyatroya ise kırk altı yıl sonra 2007 yılında 33 Varyasyon oyunuyla döndü ve ayağının tozuyla Tony Ödülü’ne aday gösterildi. Dinlenmenin, nadasa çekilmenin, yenilenmenin en somut örneklerinden biri oldu.

2015 yılında Youth ve 2017’de Our Souls at Night gibi bağımsız filmlerde rol aldı. 2015-2022 yılları arasında ise Netflix’te yayımlanan komedi dizisi Grace and Frankie’de başrol oynayarak yine her yaştan insanın gönlünü fethetti. Buradaki rolüyle Primetime Emmy Ödülü’ne aday gösterildi.

SAVAŞ KARŞITI AKTİVİST

Kadın hakları konusunda canla başla çalıştı. Üstelik bu çalışmaları kendi imajı için tasarlanmış halkla ilişkiler faaliyetleri değildi. Gerektiğinde otoriteye meydan okudu.

Vietnam Savaşı’na karşı çıkarak dönemi için son derece aykırı bir faaliyete girişti. Sonradan bazı eylemlerini aşırı bulup, pişman olsa da özünde savaşa karşı çıkarak tüm insanlık için faydalı olduğuna inandı. Ki onun kuşağı dünyada savaş karşıtlığının yükselmesinde büyük rol oynadı.

Vietnam Savaşı’na karşı çıktığı bazı eylemlerde gözaltına alındı, vatan haini olmakla suçlandı. Bugün Filistin ve Gazze için de yüksek sesle haykırıyor.

Siyasi aktivistlik, oyunculuk, sağlıklı-iyi yaşam rehberliği… Gibi farklı dertleri samimiyetle aynı bedende yoğuran özel bir kişilik oldu.

PARİS’TE AŞK BAŞKADIR

Jane Fonda üç kez evlendi. İlk eşi Brigitte Bardot’un ilk aşkı ve ilk eşi yönetmen Roger Vadim’di. Sekiz yıl süren ​ ​(1965-1973)​ evlilikleri boyunca kâh Paris’te yaşadı kâh Vietnam Savaşı’na karşı çıkmak için eylemlere katıldı kâh eşinin çektiği erotik filmlerde boy gösterdi.

Tom Hayden ​ile on yedi yıl süren ​(1973-1990)​ ikinci evliliğinin ardından Ted Turner ​ile on yıl süren (1991-2001) üçüncü evliliğini yaptı. ​

2017 yılında LACMA Art ve Film Festivalinde kırmızı halıda siyah şık elbisesiyle yürüdükten sonra ertesi sabah mutfağından bir fotoğraf paylaştı. Sandviç yamak için mutfağında hazır bulunuyordu ve üzerinde aynı elbise vardı. Dağınık saçlarıyla göründüğü fotoğrafının altına şunları yazmıştı:

“İşte ertesi sabah ben. Fermuarımı açamadığım için elbisemle uyudum. Bu ana kadar asla bir kocam olsun istememiştim.”

Zarafeti, açık sözlülüğü, aktivistliği kadar şakacılığıyla da zihinlerde yer etti.