Çinliler’in “Tuhaf zamanlarda yaşayasın” bedduası tuttu sanki, ne dersiniz? Çünkü her anlamda tuhaf zamanlarda yaşıyoruz.
Kimi Takip Ettiğine Dikkat Et / İpek Durkal


Sosyal medya sayesinde herkesin ‘bir şekilde ünlü’ olduğu ve bu ‘ünlü’ insanların takipçileri tarafından her koşulda kendinden geçercesine alkışlanıp hatalarının bile hararetle savunulduğu ters yüz olmuş bir dünya bizimki…
Eskiden ‘Hayranlık’ dediğimiz kavramın yerini günümüzde ‘takipçilik’ aldı.
Normal dünya düzeninde, birine hayranlık duymamız için başarısını, kişiliğini, fikirlerini ya da belki ilham verici tarafını ama mutlaka bir pozitif özelliğini takdir ediyor, özeniyor olmamız gerekirdi ancak ‘takipçi’ olmanın şartları başka!
İnsanlar sosyal medyada bir ‘ünlü’yü takip etmek için bu kriterlerin hiçbirine ihtiyaç duymuyor. Dolandırıcı da olabilir, şiddet yanlısı da, katil de, cahil de hiç fark etmeksizin en berbat davranışlarını bile içselleştirebiliyoruz.
Peki neden?
Bu sorunun en anlaşılır yanıtını ünlü kültürü, hayran kitleleri ve özellikle de bireylerin ünlü veya kurgusal karakterlerle kurduğu tek taraflı bağlar (parasosyal) konusundaki çalışmalarıyla tanınan Amerikalı medya psikolojisi profesörü Gayle S. Stever ‘Ünlülerin Psikolojisi’ (The Psychology of Celebrity) kitabında veriyor.
2018 yılında yayımlanan kitap bugüne kadar pek çok araştırmaya rehber oldu. (Kitabın şu an için Türkçe çevirisi bulunmuyor ama okumak isteyenler benim gibi yapay zeka destekli çeviri sayesinde içeriğe ulaşabilir.)Şöhret başka, ünlülük bambaşka
Stevar kitabında öncelikli olarak ‘şöhret’ ve ‘ünlülük’ kavramını birbirinden ayırıyor. Şöhreti, “başarı sayesinde tanınmak” olarak açıklarken, ünlülüğü “insanların başarıdan çok, kişinin kiminle birlikte olduğu, ne giydiği nasıl yaşadığı ile ilgilenilmesi” olarak anlatıyor. Ve bu ikisinin aynı kavram olmadığının altını çiziyor.
Stever’a göre, insanlar bağlandıkları ünlülerde kendilerine benzeyen özellikler görüyor. Olmak istedikleri kişiyi o ünlüde temsil edilmiş olarak hissediyor. Kimliklerini oluştururken rol model arıyor ve aidiyet hissi kazanıyor. Stever, ünlülerle bu tür bağ kuranlar için “Uzun süre takip edilen kişiler sanki sosyal çevrenden biriymiş gibi algılanabilir” diyor. Bunun psikolojideki adı da ‘maruz kalma etkisi’. Bir şeyi ne kadar çok görürsek bize o kadar ‘güvenilir-sevilebilir’ gelmeye başlıyor.
Stever’ın da altını çizdiği gibi, ünlülerle kurduğumuz ilişki, çoğu zaman ünlü hakkında değil kendimiz hakkında ipuçları veriyor.
Bir ‘ünlü’ eleştirildiğinde, yüz kızartıcı bir suçu olsa dahi o ‘ünlü’yü canla başla savunup, onun adına kavga edip, ona yapılan eleştiriyi konunun içeriğine bile bakmadan kişisel saldırı gibi algılıyoruz. İşte tam bu noktada tehlike çanları çalıyor. Çünkü bu sakıncalı durumun yani psikolojideki adıyla ‘Celebrity Worship’in (Ünlü hayranlığı sendromu) kişisel gelişimimize ve hayatımıza son derece negatif etki ediyor.
Bu noktada çok sevdiğim bir başka yazar Yazar Alain de Botton’ın ‘Haberler’ (The News) kitabından bir alıntı yapmak istiyorum. Botton kitabının ‘Hayranlık’ bölümünde, “Ünlülere yaklaşımın temelinde kişisel gelişim fikrine bağlılık ve aynı zamanda daha iyi insanlar olabilmek için olağanüstü kişileri kendimize örnek almamız gerektiğine dair bir inanç yatar” diyor ve ekliyor: “Yüzlerce ünlü arasından hakikaten dikkate değer olanları, davranışları ve başarıları daha muvaffak ve mutlu hayatlar sürdürebilmemiz için bize ilham verecek olanları seçmeliyiz.”
Şimdi oturup bir daha düşünelim: Kimleri neden takip ediyoruz ve bu ‘ünlü hayranlığı’ bana ne katıyor, benden ne alıp götürüyor?

