Pek çok ödül sahibi Meryl Streep, oyunculuğu kadar karakteriyle de takdir gören bir kadın. Hollywood’da nezaketi ve tatsız olaylar karşısında zarafeti elden bırakmayışıyla biliniyor. Üstelik güzel olmasına rağmen pek çok kez ‘çirkin’ olmakla suçlanan, sadece işini iyi yaparak cevap veren, samimiyetle toplumsal meselelere değinen yaşarken efsaneleşmiş bir oyuncudur.
Meryl Streep: Çirkin ve Zarif Kraliçe / Demet Cengiz


Yaşayan en yetenekli aktrist olarak nitelendirilen Mary Louise (Meryl) Streep, 22 Haziran 1949’da New Jersey’de dünyaya geldi. Alman, İsviçreli, İngiliz İrlandalı, İsveçli atalara sahip. Annesi Mary sanatçı, babası Harry William ise bir ilaç şirketinde yöneticiydi. Meryl’in kendisinden küçük iki erkek kardeşi de oyuncudur. Annesi çocuklarını oyuncu olmaları yönünde hep teşvik etti. Lise çağında oyunculuğa başlayan Meryl Streep, kariyerinde en büyük desteği ve rehberliği annesinden gördüğünü her fırsatta dile getirdi.
Ortaokuldayken The Family Upstairs adlı oyunda Louise Heller rolünü üstlendi. Bernards Lisesi’ne giderken gözlüklü ve kıvırcık saçlı sakar bir çocuk olarak aile filmlerinde oynadı. On iki yaşında bir okul resitalinde şarkı söylemek üzere seçildi ve bu sayede Estelle Liebling’den opera dersleri aldı. Hissetmediği ve anlamadığı şeyleri söylediği için yeteneği olmasına rağmen operaya devam etmedi. Çok genç bir kızken verdiği bu karar, onun tüm kariyeri boyunca alacağı tavrın ilk işaretiydi. Hissetmediği hiçbir şeyi yapmadı.
Garsonluk Yaparak Okudu
1969 yılında Vassar Koleji’nde Miss Julie oyununda rol alınca tiyatroyla ciddi olarak ilgilenmeye başladı. Vassar drama profesörü Clinton J. Atkinson yıllar sonra onun için şunu söyledi:
“Sanırım Meryl’e hiç kimse oyunculuk öğretmedi. Gerçekten kendi kendine öğrendi.”
Aksanları taklit etmede ve repliklerini çabucak ezberlemede doğuştan yetenekliydi. 1971’de drama alanında lisans derecesini üstün başarıyla aldıktan sonra Yale Drama Okulu’nda Güzel Sanatlar Yüksek Lisansı’na başladı. Yale’de garsonluk ve daktilo dizgi işleri yaparak eğitim masraflarını karşıladı. O sırada yılda bir ondan fazla sahne yapımında yer aldı. O kadar çok çalıştı ki mide ülseri geliştirdi. Bu sağlık sorunu ona oyunculuğu bırakıp hukuk eğitimi almayı bile düşündürdü. Neyse ki oyunculuğa devam etti ve pek çok tiyatro oyununda sahneye çıktı. 1975 yılında Yale’de drama alanında yüksek lisansını tamamladı. Ayrıca 1970’te Dartmouth Koleji’ne misafir öğrenci olarak kaydolmuştu ve 1981’de kolejden fahri sanat doktoru derecesi aldı.
Üç Oscar Ve Rekor Adaylıklar
1971 yılında The Playboy of Seville adlı oyun ile tiyatro kariyeri profesyonel olarak başladı. Broadway’deki ilk çıkışı, 1975 yılında Trelawny of the Wells tiyatro oyunundaki performansıyla yaptı. 1976 yılında 27 Wagons Full of Cotton oyununda gösterdiği performansla En İyi Kadın Oyuncu dalında Tony Ödülü’ne aday gösterildi. 1977’de televizyon filmi The Deadliest Season’da başrol oynadı. 1978’de Holocaust mini dizisindeki rolüyle Emmy’de Üstün Başrol Oyuncusu ödülünü kazandı. Aslında sinemaya biraz da gönülsüz girdi.
Üç Oscar ödülü ve kırılması güç adaylık rekorlarıyla tüm dünyanın takdirini kazandı. Kariyeri boyunca 21 kez Oscar’a, 29 kez Altın Küre’ye aday gösterildi. Aldığı Altın Küre ödüllerinin sayısı 8’dir. En İyi Kadın Oyuncu Oscar ödüllerini Kramer Kramer’e Karşı (1979), Sophie’nin Seçimi (1982) ve Demir Leydi (2011) filmleriyle aldı. Rekor sayıda Altın Küre, Emmy ve BAFTA ödülünün de sahibi oldu. Pek çok onur ödülü de verilen Meryl Streep, Hollywood’daki ilk büyük çıkışını The Deer Hunter (1978) filmine borçludur. Bu filmdeki performansıyla ilk kez Oscar’a aday gösterilmişti. Ayrıca 2014’te ABD’de Başkan Barack Obama, Streep’e sivillere verilen en yüksek nişan olan Başkanlık Özgürlük Madalyası’nı takdim etti.
Gorille Oynayamayacak Kadar ‘Çirkin’
Bu muhteşem sinema kariyerini bir bakıma Robert De Niro’ya borçlu. Tiyatroda ısrar edip, sinemaya mesafeli dururken Taksi Şoförü filminde De Niro’nun performansına hayran kalınca sinemaya karşı yumuşamıştı.
King Kong filminin deneme çekiminde yapımcı, oğluna dönüp İtalyanca “Çirkin bu kız. Bunu neden getirdiniz bana” diye sitem edince Streep İtalyanca şöyle karşılık verdi:
“Söylediklerinizi anlayabiliyorum. Yeterince güzel değilim, evet ama ben buyum.”
Yıllarca bunu komik bir anı olarak anlattı. Aslında hayalleri yıkılmıştı ama o pes etmemişti. Tiyatroda onu izleyip hayran olan Robert De Niro, Deer Hunter (Avcı) filminde rol arkadaşı olması için ısrar etti. Aynı filmde büyük aşkı John Cazale de yer alıyordu.
Evde Hasta Sevgilisine Baktı
Streep’in yaşamındaki en zor dönemden geçiyordu. Sevgilisi John Cazale akciğer kanseriydi ve tedavi masraflarını karşılamakta güçlük çekiyorlardı. Tedavinin önemli bir kısmını De Niro’nun üstlendiği hatta Cazale’yi radyoterapilere götürdüğü biliniyor. Yönetmen ağır hasta olan Cazale’nin bölümlerini -ölmesi ihtimaline karşı- önce çekmek isteyince Streep tepki göstermiş, hatta filmden çekilmek istemişti. Neyse ki ayrılma kararından geri döndürmüşlerdi. Film, 1978’de En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil 5 Oscar ödülü aldı. De Niro ve Streep de en iyi oyuncu dallarında aday gösterilmişti. ‘Çirkin’ denilen kadın eleştirilerde artık ‘gerçek güzellik’ olarak anılıyordu.
Yukarıda değindiğimiz Holocaust mini dizisinde de aynı yıl sevgilisinin sağlık masraflarını karşılamak için gönülsüzce yer aldı. Gönülsüzdü çünkü çekimler için bir süre Avusturya ve Almanya’da kalması gerekiyordu. Geri döndüğünde sevgilisinin çok az zamanı kaldığını anlamıştı. Büyük övgüler ve ödüller alacak Deer Hunter filmi vizyona hazırlanırken Streep evde son günlerini geçiren sevgilisine bakıyordu. Ne yazık ki Cazale ne filmin vizyona girişini gördü ne de ödüller aldığını. Fakat gönülsüzce yer aldığı Holocaust, Streep’e hem Emmy ödülü getirdi hem de dünya çapında tanınmasını sağladı.
Büyük Kayıp Büyük Mükafat
Sevgilisinin kaybının ardından New York’ta birlikte yaşadıkları daireyi hemen boşalttı. O evde bulunmaya katlanamıyordu. Ortak bir arkadaşları sayesinde uzun bir seyahate giden bir heykeltıraşın evine kiraya çıktı. Yıldızı o kadar yükselmişti ki aynı anda üç filmde, bir tiyatro oyununda ve bir dizide oynadı. Mide ülseri olmasa daha da fazla çalışabilirdi. Büyük aşkının kaybından gelen boşluğu sürekli çalışarak aşmaya çalıştı.
Fakat evini kiraladığı heykeltıraş yaşadığı bazı sorunlar yüzünden seyahatini erken sonlandırıp New York’a döndü. Heykeltıraş Don Gummer ile bu sayede tanıştılar. Don, ona evden hemen ayrılmak zorunda olmadığını, kiralayacak bir yer bulana kadar kalabileceğini söyledi. Ve bu ev arkadaşlığı tutkulu bir aşka dönüştü. İkili birbirleri için yaratılmış kaftanlar olduklarını hemen anladı ve birkaç ay içinde evlendiler. Büyük bir kaybın ardından hayat onu aşk konusunda çok hızlı mükafatlandırmıştı.
Bu evlilik 2017 yılına kadar sürdü ve dört çocukları oldu. Streep kariyerindeki başarısında sade, sakin ev yaşamının çok etkili olduğunu hep vurguladı.
Karakterlerine Müdahale
Meryl Streep kısa sürede filmlerdeki karakterlerine müdahale eden, repliklerini düzenleyen ve hatta oturup en baştan yazan bir oyuncu oldu. Bunun için gerekirse nezaketle tartıştı ve ısrarcı oldu. Öyle başarılıydı ki kimse ona itiraz edemiyordu ve her seferinde haklı çıkıyordu.
İlk Oscar’ını aldığı Kramer Kramer’e Karşı filminde Dustin Hoffman ile rol aldı. Çekimlerde beklenmedik bir tokadını yediği Hoffman ile bir daha çalışmayacağını söyledi ve öyle de yaptı. O hep sözünün insanı oldu. Bu filmle ilk kez En İyi Kadın Oyuncu Oscar ödülünü aldı ama heykelini tuvalette unutarak epey konuşuldu.
Kariyeri boyunca ses getiren pek çok filmde rol aldı, ödül topladı. En iyi erkek oyuncularla çalıştı. Yanlış yapanlarla hiçbir zaman kavga etmedi ama bir daha asla onlarla çalışmadı. Hollywood’da gençlik elden gidince kadın oyuncuların gözden düşmesine hep itiraz etti. Bugün 77 yaşında hâlâ olağanüstü performansıyla ve güzelliğiyle aranan bir yıldız.
İlk çocuğunu doğurduktan sonra (1979) katıldığı bir ödül töreninde, gece elbisesi alacak parası olmadığından gelinliğini giydi. Tören uzayınca sütünün gelmesine engel olamadı. Ödülünü elleriyle göğsünü kapatırken aldı. Çok başarılıydı ama parasızdı. Bu konuyu da hep gündemde tuttu. Bütün ışıltıya rağmen sinema sektöründe pek çok oyuncu ve teknik ekip parasızlık çekiyordu. Kadın yıldızlar her zaman erkeklerden daha az kazanıyordu. Her türlü zorluğu zarafetle aşmasını bilen Meryl Streep’i daha uzun yıllar beyaz perdede görmek hem yönetmenlerin hem film yıldızlarının hem de seyircilerin ortak dileği.


