
Titizliğiyle sette bir fırtına gibi esen, sert ve uzlaşmaz tavırlarıyla ‘diktatör’ olarak anılan James Cameron, elli yıllık kariyerinde hem sinema sektörünü kökünden değiştirdi hem de sayısız önemli ödülü topladı. Yüksek bütçelerle büyük riskler alarak çektiği filmlerle her seferinde kumar oynadı ve masadan hep kazanarak kalktı.
Tam adı James Francis Cameron… Ontario, Kanada’da 16 Ağustos 1954’te doğdu. Ödüllü ve gişe rekortmeni filmlerin yönetmeni, senaristi ve yapımcısı. Öyle ki kırdığı rekorları beş-on yılda bir ancak kendi kırabiliyor. Sürekli kendini yenen insanların ender örneklerinden James Cameron, beş çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu… İskoç köklere sahip babası elektrik mühendisiyken annesi hem hemşire hem de ressamdı. Çizim yeteneğini annesinden aldığı söylenir. Ki bu yeteneği, onun sinema kariyerinde çok işine yaradı. Rose’u çizen eller onundu ve çizimler gerçekten ona aitti. Rose kim mi? Unutulmaz Titanik filminin baş kadın karakteri…
YILDIZ SAVAŞLARI SİNEMAYA YÖNELTTİ
James Cameron 1971 yılında ailesiyle birlikte Kaliforniya’ya taşındı. Liseyi orada bitirdi ve Kaliforniya Eyalet Üniversitesi’nde fizik okumaya başladı. O sıralar makinistlik, kamyon şoförlüğü de olmak üzere pek çok işte çalıştı. Henüz 23 yaşındayken (1977 yılı) Star Wars (Yıldız Savaşları) filmini izledi ve bütün hayatı değişti. Yüreğindeki düş ortaya çıkmıştı: Film çekmek istiyordu.
Film çekebilmek için bir anda okulu bıraktı. Fantastik kısa metraj bir film olan Xenogenesis’i (1978) iki arkadaşıyla birlikte çekti. Düşük bütçeli filmlerin yönetmeni Roger Corman filmi beğenince Cameron’a ulaştı ve stüdyosunun kapısını araladı. Burada teknik destek elemanı, özel efekt uygulayıcısı, yapım tasarımcısı, kameraman asistanı ve kameraman olarak görev aldı. En alttan pişe pişe sinema sektörüne girdi.
Yeteneklerinin farkında olan iddialı biriydi ve kendi filmini çekmeye karar verdi. Piranalar II ile ilk uzun metrajlı filmini çekti. 1982 yılında sadece iki haftada çekilen film hiç ilgi görmedi. Bazı anlar kaderin kapıları açılır ve verilen kararlarla yepyeni hayatlar kurulur. Bu başarısızlık karşısında pes etmedi.
RÜYALARDAN GELEN İLHAM
Piranalar II filminin çekimlerinde ağır bir gribe yakalanan Cameron, yüksek ateşle kıvranırken gelecekten gelmiş insansı robotu rüyasında gördü. İlhamını bulmuştu. Senaryosunu yazdı ve kapı kapı dolaşarak Terminatör filmine yapımcı aradı. Nasıl ilk uzun metrajlı filmi başarısız olmuşsa senaryosunu yazdığı film de çaldığı tüm kapılardan geri çevrildi. Kader ısrara âşık olmalıydı. Nihayet 1984 yılında Orion Studios, filmin yapımcısı olmaya yanaşınca hem 30’larındaki Cameron’un kaderi değişti hem de sinema sektörü pek çok devrime imza atacak bir dâhiyi kazanmış oldu. Ayrıca filmin baş rol oyuncusu Arnold Schwarzenegger de şöhret basamaklarını bu filmle tırmanmaya başladı. Yapımcının sadece 6.5 milyon dolar bütçe verdiği film, 78 milyon dolar hasılat yaparak dikkatleri üzerine çekti.
Aliens (Yaratık) filminin devamını (1986) çekti. Bu iki film rüştünü ispatlamasına yetmişti ki 1989’da The Abyss filmine de imza attı. Terminatör II, Kıyamet Günü ise o zamana kadar dünyada yapılmış en pahalı filmdi. 100 milyon dolar bütçeyle çekilen film 1991’de gösterime girerek 500 milyon dolar hasılat yaptı. Toplam 6 dalda Akademi Ödülleri’ne aday gösterilen film en iyi makyaj, en iyi ses mikyajı, en iyi ses kurgusu ve en iyi görsel efekt dallarında toplam 4 Oscar kazandı.
Gerçek Yalanlar (1994) filminin çekimlerinde aktör Arnold Shwatzanager ölüm tehlikesi atlattı.
TİTANİK VE AVATAR DEVRİMİ
Titanik, 200 milyon dolar bütçesiyle o zamana kadarki en pahalı filmdi ve bu film Hollywood’un en destansı filmlerinden biri kabul edilir. Çekimi için Titanik batığı etrafında pek çok dalış yapan Cameron, senaryoyu çok geciktirince filmin yetişemeyeceği dedikoduları yayıldı ancak 1997’de film vizyona girince Hollywood bir daha asla eski gibi olmadı. Tüm zamanların en çok hasılat yapan filmi, 14 dalda Oscar’a aday gösterildi ve en iyi film ile en iyi yönetmen dahil 11 ödülü alarak başka bir rekora imza attı.
Namı almış başını gitmiş, finansal sorunları olmayan, tüm yapım şirketlerinin peşinde koştuğu bir isimsiniz, bir sonraki filminiz için ne kadar beklersiniz? Ghosts of the Abyss (2003) Aliens of the Deep (2005) belgesellerini saymazsak -ki sayılmamalı- yönetmen koltuğuna tekrar oturmak için 12 yıl bekledi.
James Cameron, 2009 yılında yönetmen, senarist ve editör olarak 2.7 milyar dolarla gişe rekoru kıran Avatar filmine imza attı. Hem Titanik ile kırdığı rekorunu aştı hem de sinema endüstrisini başka bir devrime sürükledi. Üç dalda Oscar alan film o kadar beğenildi ki devamı (Avatar 2, 2022) çekildi. Şu sıralar vizyona giren Avatar 3’ün (2025) can çekişen sinema sektörüne moral vermesi bekleniyor. Bir detay da Avatar filmlerinin anlattığı Na’vi halkıyla ilgili… Onların ilhamı da Cameron’un çocukken gördüğü bir rüyadan…
MÜKEMMELLİĞE TAKINTILI
2010 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 insanı arasında gösterildi. Sette bir diktatör kadar katı ve uzlaşmaz biri. Kate Winslet, Titanik’ten sonra bir daha onunla çalışmamaya karar verdi. Evet bir dâhi kolay yetişmiyor, en azından mükemmelliğe takıntılı olmak gerekiyor. Bilim insanlarından Titanik batarken gösterilen gökyüzünün yanlış olduğu bilgisini alınca yılar sonra bunu düzeltmenin yoluna gidebiliyor. Mükemmellik işte! Belgesel çekip Titanik’te yaptıkları hataları anlatıyor. Kendi kusurlarını bulacak kadar mükemmeliyetçi…
Film çekmek için uzun aralar veriyor. Mükemmel bir evren kurguluyor. Kahramanlar ve öykü bu mükemmel evrene işleniyor. Sinemanın dilini biliyor ve o dilin gelişimine kendi yön veriyor. Sesler ve görsel efektler konusunda takıntılı. Teknolojiyi iyi takip ediyor ve bazen de teknolojiyi kendi yaratıyor. Filmlerinde güçlü kadın karakterler mutlaka var. Bilimkurgu prodüksiyonlarında ‘duygu’nun peşine düşüyor. Gelecekten gelmiş insanımsı yok edici bir robot, aşkın ve gözyaşının anlamını idrak edebiliyor. Bizim baktığımız gezegenden çirkin görünen Na’vi halkının özgürlüğü ve bağımsızlığı için kalbimizin atmasını sağlayabiliyor.
Titanik filminde geminin batış sahnelerinde oyuncuların canını tehlikeye sokmaktan çekinmiyor. Öyle ki oyuncuların ölmesi ihtimaline karşılık bu riskli sahneleri sona saklıyor. Bazı oyuncuların filmin çekiminde ve sonrasında ağır hastalıklar geçirdiği de biliniyor.
VEGAN BİR ÇEVRECİ
Beş evlilik yapan ve dört çocuğu olan James Cameron’un bir tutkusu da denizlerin altı… 2012’de yaptığı derin dalışla dünyanın bilinen en büyük çukuruna indi. Bu dalışta bazı deniz canlılarının keşfine ön ayak olurken sualtı teknolojilerinin gelişmesine de katkı sundu.
O gerçek bir hayvansever… Ailesiyle birlikte 2012 yılından bu yana vegan besleniyor. İklim değişikliğine dikkat çekiyor ve bitki temelli beslenmeyi öneriyor. Eşi ABD’deki ilk vegan okulun kurucu ortağı… Bitki bazlı et ve süt üretmek için Yeni Zelanda’da girişimlere başladı. Yine aynı ülkede organik tarım yapıyor. Ayrıca bir kafeterya ve organik ürünlerin satıldığı bir market sahibi.
İstanbul Sinema Müzesi’nde 28 Şubat 2026’ya kadar devam eden “James Cameron Sanatı” sergisini ocak ayında ziyaret etmesi bekleniyor.



