Bundan 23 yıl önce, ‘Türkiye’nin İlk Özel Çağdaş Sanat Müzesi’ sıfatıyla Can ve Sevda Elgiz tarafından İstanbul’da kurulan ve alanında birçok ödül sahibi Elgiz Müzesi, geleceğin aydınlık yoluna ailenin sanat sevdalısı, müze kurucu üyesi Ayda Elgiz Güreli ile devam ediyor. Müze, 4 Mayıs’a dek yer alan uluslararası sergisinde ise dünyanın milyarlarca yıllık dönüşümüne sanatın duyarlı ve çok yüzlü yankısı üzerine odaklandı.
Esasen, “Bir Zamanlar Denizin Olduğu Yer” başlığı ile ilk olarak geçen yıl Eylül ayı başında Zihni Tümer’in öncülük ettiği Ankara CerModern’de İtalya’nın Ankara Büyükelçisi Sn. Giorgio Marrapodi’nin ev sahipliğiyle Ekim ayına kadar izlenen etkinlik, bu kez de İstanbul’un konuğu oldu. Ankara’daki açılışa da T.C. Dışişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı, AB Başkanı Büyükelçi Kemal Bozay’ın yanı sıra, sergiye desteğini sunan Südtiroler Künstlerbund Derneği Yöneticisi Alexander Zoeggeler ve pek çok davetli büyük ilgi göstermişti.
İşte şimdi de, “Geçmişin İzleri, Geleceğin Hayalleri” alt başlığı ile 11 sanatçının yapıtlarını Elgiz Müzesi’nde bir araya taşıyan bu uluslararası serginin küratörlüğünü, Avusturya kökenli sanat tarihçi Dr. Lisa Trockner üstlendi. Trockner aynı zamanda İtalya’nın Bolzano bölgesinde 1946’da kurulmuş bulunan Südtroler Künstlerbund, bir diğer tabirle üç kuşaktan 300’ü aşkın sanatçıyı bir araya getiren Güney Tirol Sanatçılar Birliği’nin de (GTSB) direktörlüğünü sürdürüyor.
Halka Açık Bir Forum: GTSB
“İtalyan Alpleri, yaklaşık 20 milyon yıldır var olan ve 2009’dan bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Dolomitler dağ manzarasını oluşturmaya başladı. Deniz çekilmeye başlayınca, ilk nehirler yollarını açtı ve böylece vadiler şekillendi. Bir zamanların mercan resifleri büyük bir kuvvet tarafından itildi. O kuvvet, mercan resiflerini sıkıştırdı, büktü ve yonttu. Geriye ise, pembe tonlu kule gibi göğe yükselen sarp kaya oluşumlar kaldı. İçlerinde, geçmiş şahitliğini yapan fosiller ve dev deniz kabukları bulunuyordu.”
Geleceği Geri Dönüştüren Bakışlar
Doğaya Karşı Bencillik Savaşına Direnmek
“Bir Zamanlar Denizin Olduğu Yer”, özellikle son iki yüzyılda insanlığın açgözlülüğü ve ‘kolonyalist fetih hastalığı’ sebebiyle doğaya karşı açtığı bencillik savaşının kültürel ve estetik delileriyle dolu bir sergi. Turumuza devam ettiğimizde karşımıza bu kez de Arnold Mario Dall’O’nun aynı galeri izniyle izlediğimiz 2021 tarihli ikili / ‘diptik’ yapıtı “Başlıksız – Kırmızı / Mavi Çiçekler” geliyor.
Pano üzerine büyük bir zanaatkârlıkla uygulanmış kâğıt üzerine yağlıboya eser, çağdaş sanat tarihinin ‘Pop Art’ dönemine de göz kırpar bir büyüklük ve estetikle öne çıkarken, 1960 İtalya doğumlu, Merano’da çalışan sanatçı çalışmasında izleyiciyi ‘yapay güzellik’ unsurunun altını çizecek bir detaycılık ile hacmen, psiko – optik olarak ele geçiriyor.
Mavi ve kırmızı yapıtların aynı anda hem sükûnet, hem gerilim haliyle yansıttığı bu devasa, güzel çiçeklere yaklaşıldıkça, bunların bir bakıma doğaya özlemle ‘tasarlanmış bir büyüleyiciliğe aynı anda hem ütopik ve hem de distopik bir yaklaşımla yol açtığı anlaşılıyor. Çalışma bu yönüyle, günümüz tüketim toplumunda hem maruz kaldığımız, hem de artık sürekli müdahale ettiğimiz yeni dijital teknolojilerin sebebi ile hakikatinin her zerresine dek sorumlusu olduğumuz ‘imaj’ tuzaklarına değinen, kibar ama yine de çığlıklı, sahici, eleştirel ve gel-gitli bir karakter yansıtıyor.
Tırmanma Halatlarıyla Modern Sanat Dili
‘Uygar’ İnsanoğlu Üzerindeki Kuşkular
Bu kuşku önermesini kendi estetiği ile sergide kabul eden sanatçılardan Aron Demetz ise, insanoğlunun geçici ve kalıcı varoluş çelişkisine Dolomitler’in jeolojik karakteriyle, geçişken bir önermede bulunuyor. Çıplak, nereye niye baktığı belirsiz, kaidesiyle hemzeminde bir figür, ayağının dibindeki çekiçle doğa karşısında bizi yine ilkel ve güya uygar olmak arası bir tercih yapmak, hatta bu ikisinin birbirine ne kadar akraba olduğu üzerine kışkırtıyor. Demetz sergide ayrıca, klasik büst anlayışına göndermede bulunan, kumlamadan etkilenmiş ahşap, doğal ağırlıklı bir diğer soyutlaması ile görülebiliyor.
Müzede bu çalışmalara komşuluk eden iki dijital fotoğraf ise, Rönesans resminin draması ve post-modern sanat anlayışının ödünsüz estetik kimliğini kendi içinde sentezliyor. Yaşamı ve çalışmalarına Viyana ve Brunicio’da devam eden 1975 doğumlu Sissa Micheli’nin “Müzenin Rapsodisi: Geçmişin Gözyaşları” isimli görsel kompozisyonları, keşfedilip teşhire değer olanın yaşam mı, ölüm mü olduğu ikilemini tüm karizması ve fani güzellikleriyle tartışmaya açmayı başarıyor.
Dağ Parçalarıyla Dökülen İlmekler
Acil Durum Battaniyesi ile ‘Çaresiz Sonsuzluk’
Bu duyguyu sergide pekiştiren, aynı anda hem heybetli, kırılgan, güzel ve ürkütücü olmayı başarabilen bir diğer düzenleme ise, İtalya’da iki ayrı bölgede yaşayıp, çalışan 1959 doğumlu sanatçı Wil-ma Kammerer’dan geliyor: “Parlak Beyaz” isimli 2023 tarihli bu yapıtın malzemesi, gümüş acil durum battaniyesinden oluşuyor. Havalandırma efekti ile çalışmayı sürekli bir ruh hali ve hareketli bir tuval gibi kullanan sanatçıyla ve eseri ile ilgili künye de bu vesile ile tamamıyla alıntılanmayı hak ediyor: “Kammerer sürekli kırılganlığı hatırlatıyor. Acil durum kurtarma örtüsü olarak kullanılan folyosunun yapısı suyu ya da buzu andırıyor. Kurtarma folyosu genellikle insanları kurtarmak için kullanılsa da, Alpler’de buzulları erimekten korumak için de kullanılıyor. Kendimizi kendi başarısızlığımızdan kurtarmak için çaresiz bir girişim.”
Etkinlikte göz alıcı bir yerleştirme – heykel daha, Elgiz Müzesi’ndeki bu çoksesli manzarayı kapsıyor: 1963 doğumlu, İtalya ve Almanya’da yaşamını sürdüren Julia Bornefeld, 2023 tarihli çalışması “Volaj II” ile Dolomitler’in milyonlarca senelik jeolojik öyküsüne, kullandığı 70 metrelik ince metalik malzeme cibinlik ile dişil, biçimsel bir güzellemede bulunuyor. İlginç biçimde, günümüz ‘insan ürünü afetleri’, savaşlar ve onların ürettiği hoyrat duman kulelerini de çağrıştırır çalışma, cüssesinin ürpertici hafifliği ile de izleyici üzerindeki etkisini katlıyor.
Çıplak Atlama Kulelerinin Gördüğü
Resmin çağdaş temsilcilerinden Barbara Tavella da, sergiye iki tuval ile zenginlik katıyor. 2015 tarihli “Gülümseyen Göl” ve 2018 tarihli “Düşüncelerin Ardındaki Çayır” isimli eserleriyle yer alan sanatçı, bu soyut dışavurumcu çalışmalarında sanatı doğayla yekvücut ve ruhta deneyimlemek adına bir olanak, bir tür samimiyet ve dertleşme geçidi gibi değerlendiriyor. Sanatçının eserleri, hayatın başlangıcı ve bitki ile hayvanlar arasında dünyanın varoluşundan bu yana tecrübe edilen metamorfoz ortaklığını kutsayan bir palet ve akışkanlıkla hatırda kalıyor.
Bu üslûbun elinden dostane bir görüş birliği ile tutan bir diğer fırça, yine İtalya’da yaşayan 1970 doğumlu Peter Senoner ise sergide, biraz daha eleştirel bir suretle, “Corpus Sirki Portresi” isimli, 2022-2023 tarihli çalışmasıyla izleyiciyle (ve gündemle) hesaplaşıyor. Siyah ve beyaz ağırlıklı, grafit, pigmentler ve kayın ağacı üzerine keten boyadan menkul bu tekinsiz varlık – eserin manyetik ve organik bünyesi, bilhassa bakışlarındaki sorgulayıcı çekim gücünden ileri gelen hem bütünleşik, hem süreğen karakteri en önemli kudret kaynakları arasında başa güreşiyor. Ya da küratörün tabiriyle, Senoner “…bu mutasyon anını yakalayarak, Dolomit dağlarındaki taşlaşmış mercan fosillerini anımsatan ve onlara hâlâ pembe rengini veren kıvrımlı bir alüminyum nesne sunuyor. Çizim, evrim geçirmiş melez bir yaratığı tasvir ediyor ve kabataslak çizgiler, genetik rekombinasyon aşamasına işaret ediyor.”
Elgiz Müzesi’nde süren “Bir Zamanlar Denizin Olduğu Yer” sergisi, 11 İtalyan sanatçının bölgesel duyarlılık ve dayanışma ruhu, ortaya koydukları sanatın çeşitliliği ve eleştiri dilindeki haklı çoğulculuk ile ele aldıkları evrensel tutarlılık ile, hatırlanacak, duyarlı, eyleme açık, aktif kökler vadediyor.
Bilgi: elgizmuseum.org