Her yaptığı film hem beğenildi hem tartışmalar yarattı. Her filminin sonu yıllarca konuşuldu. Bu sıralar Odyssey filmiyle yine dünyanın gündemine oturan Christopher Nolan, karmaşık hikayeleri takıntı derecesindeki titizliğiyle anlatan, yüzyılın en yetenekli isimlerinden biri.
Sinemanın Şövalyesi Nolan’ın Bitmeyen Efsanesi / Demet Cengiz


Filmleri gişe rekorları kıran; dünyanın en çok hasılat yapan yönetmenlerinden olan; İki Akademi (Oscar), iki BAFTA ve bir Altın Küre ödüllü, Britanya İmparatorluk Nişanı sahibi, sinemaya katkılarından dolayı şövalyelik unvanı alan Christopher Nolan, bir sinemacıdan çok daha fazlası… Bu kez biz, 30 Temmuz 1970’te Londra’da dünyaya gelen Sir Christopher Edward Nolan’a yakın plandan bakalım.
İngiliz babası Brendan James, bir reklam şirketinde yöneticiyken, Amerikalı annesi Christina ise uçuş görevlisi ve İngilizce öğretmeniydi. Hem İngiliz hem de Amerikan vatandaşı olan Christopher Nolan’ın çocukluğu Londra-Chicago arasında geçti. Üç erkek çocuklu bir ailenin ortancasıydı. Pek çok filminde ortak çalıştığı erkek kardeşi Jonathan Nolan’ı tanımayan yok ama sabıkalı ağabeyi Matthew Francis Nolan hakkında bilinenler epey sınırlı.
YEDİ YAŞINDA FİLM ÇEKTİ
Henüz yedi yaşındayken babasından ödünç aldığı Super 8 kamera ile kısa filmler çekti. Pek çok yaşıtı gibi o da Star Wars (Yıldız Savaşları) hayranıydı ve sekiz yaşında Space Wars animasyon filmini tamamladı. NASA’da çalışan amcasından aldığı Apollo görselleriyle uzaya gittiği, uzay filmleri çektiği hayaller kuruyordu. Ayrıca Ridley Scott’un ve Stanley Kubrick’in filmlerine büyük hayranlık duyuyordu. On bir yaşına geldiğinde yönetmen olmak istediğinden iyice emindi.
Ergenliğinde Adrien ve Roko Belic kardeşlerle film yapmaya başladı. Birlikte Tarantella (1989) filmini yönettiler. Ardından çeşitli belgesellerde çalıştı. Belic kardeşlerin 1999 yapımı Akademi adayı Genghis Blues belgeselinin jeneriğinde Nolan isminin karşısında ‘kurgusal yardım’ yazıyordu.
Nolan özel okulların ardından University College London’da (UCL) İngiliz dili ve edebiyatı okudu. Larceny (1995) kısa filmini çekti. Mezuniyetinin ardından senaryo okuyucu, kamera operatörü ve kurumsal video ve endüstriyel film yönetmeni olarak çalıştı. İkinci kısa filmi Doodlebug’u 1997’de çekti.
MEMENTO İLE BÜYÜK ÇIKIŞ
1998 yılında yapımcılığını üstlendiği ilk uzun metrajlı filmi Following’in (Takip) üç bin sterlin gibi oldukça mütevazı bir bütçesi vardı. Oyuncuların tamamı arkadaşlarıydı ve sadece hafta sonları çekim yapabiliyorlardı. Senaryosunu kendi yazdı ve görüntü yönetmenliğini de kendisi üstlendi. Birkaç ödül kazanan film epeyce övgü aldı ve genç yönetmeninden ‘büyük yetenek’ olarak söz edildi. İngiliz film endüstrisini ‘kulüpçülük’ ile suçlayan Nolan, hiçbir zaman destek görmediğinden yakındı.
2000 yılında Nolan, Memento (Akıl Defteri) filmiyle büyük çıkışını yaptı. Erkek kardeşi Jonathan’ın kısa hikâyesi “Memento Mori”den yola çıktı ve hikâyeyi tersine çeviren bir senaryo yazdı. Toplam 4.5 milyonluk dolar bütçeye sahip olan film Akademi ve Altın Küre adaylığı dahil birçok başarı elde etti. Yeni yüzyılın ilk altın yönetmeni kendini göstermiş oldu. Gerisi çorap söküğü gibi gelecekti.
Memento’nun başarısının ardından Warner Bros’un çekeceği psikolojik gerilim filmi Insomnia (2002) için Nolan’ı öneren yapımcılar oldu. Genç ve deneyimsiz bir yönetmendi ama hem işi beğenildi hem de gişede yapımcıların yüzünü güldürdü. Memento yeteneğini gösterdiği, Insomnia ise kaderinin kırıldığı film oldu.
Bazı talihsizlikler de yaşadı. Yıllarca çalıştığı kimi senaryoların bir benzerlerinin çekilmek üzere olduğunu öğrenip rafa kaldırdı. Bazı projeleri, önceki işlerine çok benzediği için yapmaktan vazgeçti. Hollywood’un en şaşalı yapımlarından Troy’un yönetmen koltuğuna oturmaktan son anda döndü.
PRESTİJ’İ BEKLEYEN KARA ŞÖVALYE
Yeni bir Batman filmi yapmak için Warner Bros ve Nolan bir araya geldi. Böylece unutulmaz ‘Batman’ üçlemesi başladı. Nolan ortaya daha dramatik bir seri çıkardı. Batman Başlıyor (2005) ortalığı yıktı ve gişede rekorlar kırdı. Süper kahraman severlerin ötesinde izleyici kitlesine ulaştı.
Üçlemeye bir Prestij (2006) arası veren Nolan, iki rakip sihirbazın hayatını anlattığı bu filmle iki Akademi adaylığı elde etti. Prestij dünya çapında 109 milyon dolar hasılat elde etti.
Batman serisinin ikinci filmi Kara Şövalye (2008), 2000’li yılların en iyi filmlerinden biri ve şimdiye kadar yapılmış en iyi süper kahraman yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Elde ettiği bir milyar dolar hasılat ile cepleri doldururken, Akademi Ödülleri’nde 8 dalda adaylık elde etti ve En İyi Ses Kurgusu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerini kazandı. Joker karakterine hayat veren Heath Ledger bu ödülün sahibi olurken, film gösterime girmeden altı ay önce evinde ölü bulunmuştu.
RÜYALARI BEKLEYEN KARA ŞÖVALYE
Batman serisindeki başarısının ardından Warner Bros, Inception (Başlangıç) filmi için Nolan ile el sıkıştı. Sonu hâlâ tartışılan rüya yolcularını anlatan film, 2010 yılında beyaz perdedeydi. 820 milyon dolardan fazla hasılat yapan film, En İyi Film dahil 8 Akademi adaylığı elde etti ve En İyi Görüntü Yönetmeni ödülünü aldı.
Nolan 2012’de üçüncü ve son Batman filmi Kara Şövalye Yükseliyor’u yönetti. Başlangıçta tereddütlü olmasına rağmen kardeşi ve David S. Goyer ile bir hikâye geliştirdikten sonra seriye dönmeyi kabul etti. Goyer’in Superman’i modern bir bağlamda sunma fikrinden etkilenen Nolan, Man of Steel (Çelik Adam) filmini Warner Bros’a sundu. Yapımcısı olduğu film 2013’te gişe de başarılı olsa da eleştirmenlerden kötü not aldı.
ŞÖHRETİ YILDIZLARARASI
Ve Interstellar (Yıldızlararası)… Film 2014 yılında vizyona girdiğinde 670 milyon dolar hasılat elde etti ve aylarca konuşuldu. Taslak ve senaryo kardeşi Jonathan tarafından hazırlanmıştı ve astofizik alanında pek çok bilim insanından danışmanlık alınmıştı. Akademi Ödülleri’nde beş adaylık elde etti ve En İyi Görsel Efekt ödülünü kazandı.
Batman v Superman: Adaletin Şafağı (2016) filminde eşi Emma Thomas ile yönetici yapımcı oldu.
2017 yılında yine dünya nefesini tutmuş Nolan’ın Dunkirk filmini bekliyordu. Yine gişede de başarılı, eleştirilerde de övgüler alan bir film çekti.
Covid_19 pandemisinden büyük yara alan sinema sektörüne can simidi olması umulan Tenet filmi Ağustos 2020’de vizyona girdi. Bu filmi de yazdı, yönetti ve eşiyle birlikte yapımcısı oldu.
Takvim yaprakları 2023’ü gösterdiğinde yine öncesinde çok konuşulan ve beklenen Oppenheimer gösterime girdi. Film hem olumlu eleştiriler aldı hem de olumsuz ancak o yılın en çok izlenen üçüncü filmi olmayı başardı. Akademi’de En iyi Yönetmen ve En iyi Film ‘Oscar’ heykellerinin de nihayet sahibi oldu.
Filmlerini önceden duyuran, tanıtımları için büyük bütçeler ayrılmasını sağlayan Nolan, sadece yeteneğin gücüne teferruatlıca inanmıyor, işlerin iyi duyurulmasının önemine de inanıyor. Oyunun kurallarını iyi biliyor, değiştirebildiklerini değiştiriyor, değişmez kuralları ise esnemeden uyguluyor.
Ve The Odyssey… İki yıl önce tanıtılan, oyuncularından çekildiği mekanlara, çekim tekniklerinden gösterileceği salonlara kadar büyük tartışmalar yaratan film 17 Temmuz’da vizyona girdi. Muzaffer bir kumandanın fethettiği şehre girmesi kadar görkemliydi The Odyssey’in gösterime girişi. Rekorlar üstüne rekorlar kırdı. Uzun süredir can çekişen sinema sektörüne can suyu verdi. Sinemaya küskünleri kuyruklara soktu.
TİTİZ BİR FİKİR İŞÇİSİ
İşine öylesine takıntılı ki son iki setinde Ugg botların giyilmesini filmlerin atmosferine girişi zorlaştırdığı için yasakladı.
Büyük ve gerçek setler kurmaktan, bir işe kalkışmadan önce aylarca, belki yıllarca süren araştırmalar yapmaktan geri durmuyor. Örneğin ‘Başlangıç’ filminde yer çekimsiz bir alan oluşturabilmek için Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filminde kullandığı dönen platformlar inşa ettirdi. Alışılmadık anlatı yapıları, farklı efektler, deneysel ses tasarımları, bilime, fiziğe ve metafiziğe açık iç içe geçmiş konularla hem beğeni kazanıyor hem de akılları karıştırıyor. Varoluşçuluk, etik, zamanın inşası, hafıza ve kişisel kimliğin değişkenliği, gelişim, kahramanın yolculuğu ve eve dönüş öğelerine filmlerinde sıklıkla rastlanıyor. Dijital kameralar yerine geleneksel film stokunu tercih etmesi ve bu yöntemin korunması yönündeki çabasıyla da tanıyor.
1997’den beri Emma Thomas ile evli ve dört çocukları var. İkili birlikte çalışmaya, üretmeye devam ediyorlar. Bir yandan anıtsal filmler çekti bir yandan da ‘ticari filmler’ üretmekten geri durmadı. Zekâyı önemsedi ama parayı ve şöhreti de küçümsemedi.


