Öte yandan Dünyaca saygın The New York Times gazetesinin süreli dergisi, 12 uluslararası sanatçı ve kolektifi derleyerek konuyu gündemde tutmayı sürdürmüştü. Yine, İngiliz haber kaynağı BBC’nin yaptığı bir araştırmada 2040 yılındaki kültür ve sanat haritası için şu analiz yapılmıştı:
“2040 yılında sanat, (bir tablo olmadığı müddetçe) öyle pek de sanata benzeyecek gibi değil. Hatta bundan başka her şeyi andıracak, zamanın ruhunu en az sanatçıların sayısı, çeşitliliği oranında yansıtacak. Gelecekte, sanatçı – aktivist bireyler, mevcut politik sahnede yer alacak ve biçimde türlü deneylere, keşiflere açılışlar yapılarak, yeni araç ve alanlar, hatta uzayda kimi projeler yapılacak. Bununla birlikte Latin Amerika, Asya ve Afrika gibi noktalarda yeni piyasalar belirecek. Bu anlamda da en azından kültür Dünyasında, Batı belki de kendini, bunları kovalarken bulacak.”
Ürkütücü biliyoruz; ama bir o kadar da umut dolu bu dosyayı şimdilik kapatırken, tam da BBC’nin sözünü ettiği bir kaç yapılanmayı anmak, en iyisi. Sanatçıları ve kültürel aktorleri, çevre sorunları temelinde buluşturan Paris çıkışlı ‘COAL’ inisiyatifi veya yazımızın başında andığımız İstanbul Bienali ile çalışan ‘Birbuçuk’ kolektif – girişimi, bunların ilk aklımıza gelen ikisi.
Bununla birlikte yine tarihsel bir kültür-sanat projesini sizinle paylaşmadan yapamıyoruz: Sanat tarihinde ‘Land Art’ / Arazi Sanatı’nın saygıdeğer bireylerinden biri olarak anabileceğimiz Sanatçı Agnes Denes, 1982 yılı ABD’sinde, Manhattan’ın tam ortasına, daha o yıllarda çok büyük bir mesele olarak öne çıkan küresel adaletsizlik ve açlık konusu üzerine dikkat çekebilmek adına, dile kolay iki dönümlük buğday ekmiş ve daha sonra da bunun hasatını gerçekleştirmişti. (9)
Denes’in, ustası Beuys’un izinden giderek, kariyerinde Finlandiya ve Avustralya gibi coğrafyalarda da başka devasa ekim projelerini gerçekleştirdiğinin, burada altını çizelim. Kaldı ki buna, kendisinin 2013’te kolları sıvadığı bir ‘Barış ve Ruh Ormanı’ ve ‘Zaman Kapsülleri’ dahil.
Bu anlamda sona yaklaşmışken Olafur Eliasson’un da, 2018’deki COP 24 Küresel İklim Değişikliği zirvesi için Paris ile Londra’ya kutuplardan getirdiği ‘Buz Saati’ni de, çok geç olmadan tekrar anımsamalı. Bilindiği gibi sanatçı, 2004’te de eski bir enerji santrali olan Tate Modern’in içine ‘Hava Durumu’nu sokmayı ‘The Weather Project’ isimli işiyle, gayet iyi bilmişti. (10)
Sahi, kültür kelimesinin kökü neredeydi ? Birşeyleri ekmek idi değil mi ?
Klişe ama hala işe yarıyor: Kültür ve sanat da, bu dünyada ne ekerse, onu biçiyor.