SINAVI ANNE KARNINDA BAŞLADI
HUZURU ATLARDA BULDU
Küçücük bir çocukken müziğe ilgisini annesi fark etti. Edi’nin radyoda açtığı klasik müziği dikkatle dinleyen Andrea, farklı bir çocuk olduğunu hemen hissettirdi. Daha 5-6 yaşındayken klasik müzik plaklarından seçtiklerini çalıyor ve müziğe eşlik ediyordu. Dindar ailesi onu her kiliseye götürdüğünde orgun başına geçip tamamen doğaçlama olağanüstü güzel müzikler çalıyordu. Andrea 9 yaşına geldiğinde tüm operaları ezbere biliyordu artık ancak görme yetisini de yavaş yavaş kaybediyordu. Ailesi iyi bir eğitim alabilmesi için onu uzak bir yatılı okula verdi. Orada sık sık gizlice piyano odasına girip, tuşlara bastı. Ve 12 yaşına geldiğinde yatılı okulu bırakıp eve döndü çünkü artık tamamen kördü. Aynı yıl annesinin ilanını tesadüfen gördüğü bir müzik yarışmasına katılıp, birinci oldu.
Çiftliğe geri döndüğünde yepyeni bir tutkusu vardı artık: Ona huzur ve dinginlik veren atlar. Körlüğün onu hayattan geri tutmaması için kararlıydı. Babasından güçlü bir at istedi. Gelen bir yaşındaki atın öğretmeni oldu; üstünden çok düştü ama kalkmayı hep bildi, yılmadı.
HUKUK OKUDU, 35 YAŞINA KADAR KİMSE TANIMIYORDU
GERÇEK BİR İYİMSER
Con te Partiro (Veda etme zamanı) isimli parçayla Avrupa’da pek çok ülkede 6 ay müzik listelerinin başında yer aldı, uluslararası şöhrete kavuştu. Sarah Brightman ile düet yaptığı parçanın İngilizce versiyonu ‘Time to Say Goodbye’ ise birçok ülkede haftalarca listebaşı oldu, milyonlarca albümü satıldı. Albümlerinin toplam satışı 100 milyonu çoktan aştı.
O kendini gerçek bir iyimser olarak tanımlıyor. Hayatın ona maddi ve manevi pek çok armağan verdiğini, en değerlilerinin kendi içinde bulduğu huzur ve mutluluk olduğunu söylüyor. Yaşam mottosu ise asla pes etmemek ve iyimser olmak.
İki evlilik yaptı, üz kez baba oldu. Ailenin ise ona verilmiş en büyük hediye olduğunu sürekli tekrar ediyor.
Annesinin dediği gibi hayat ondan acıyı da zevki de hiç esirgemedi. O gönlüyle görebilenlerden olmayı seçti.